İnsan zihninin ulaşabildiği sınırları göstermesi açısından dissosiyatif kimlik bozukluğunun (DKB) son derece ilgi çekici bir konu olduğu ve sinema dünyasına zengin malzeme sunduğu aşikar. Dolayısıyla, uzun yıllar tartışma konusu olmuş bu rahatsızlığı ele alan birçok film bulunuyor. Genellikle psikolojik gerilim ve polisiye türündeki filmlerde ele alınan DKB; çoğunlukla yanlış, gerçeklikten uzak ve  abartılı şekilde temsil ediliyor. Bu türe dahil yapımların geneline baktığımızda, dissosiyatif kimlik bozukluğuna sahip kişilerin ya şiddete meyilli, tehlikeli kişiler olarak ya da hayatlarını idame ettiremeyen, son derece hasta ve marjinal kişiler olarak yansıtıldığını görüyoruz.

Oysa hem araştırmalar hem de klinik tecrübeler bize çok farklı bilgiler sunuyor: Dissosiyatif kimlik bozukluğu kişinin hayatını ve işlevselliğini ciddi biçimde etkileyecek kadar ağır olabileceği gibi, kişinin hayatını devam ettirebileceği, işlevselliğini dramatik biçimde etkilemeyeceği kadar hafif de seyredebiliyor. DKB’ye sahip kişilerin başkalarına zarar verdiği örnekler nadir denecek kadar az bulunuyor. DKB’ye sahip kişiler uzun yıllar tanı almayacak kadar sıradan hayatlar yaşayabiliyor. Dissosiyatif kimlik bozukluğunu ele alan filmlerin büyük çoğunluğu, danışanların sıradan yaşamlarını abartılı ve marjinal biçimde sinema perdesine aktardığından, filmler yaygın klinik tabloyu yansıtmak konusunda başarısız kalıyor, filmlerin gerçekçilik yönü büyük hasar alıyor. Senaryonun dramatik etkisini arttırmak adına marjinalize edilen ve tehlikeli kişiler olarak lanse edilen DKB danışanlarının toplum tarafından yanlış anlaşılma ya da olumsuz etiketlere (stigma) maruz kalma riski de bunun sonucu olarak artıyor.

Dissosiyatif kimlik bozukluğuna yer vermiş bazı yapımların, DKB perspektifinden ele alındığı bu yazıda filmlerin ilerleyişine ve finaline dair bilgiler bulunuyor (Yazı bolca spoiler içeriyor).

Listeye Türk sinemasından katılan tek film olan Beyza’nın Kadınları, dissosiyatif kimlik bozukluğuna polisiye bir öykü içinde yer veriyor. Ev sahibi (host) kimlik* Beyza’ya; şuh ve cüretkar alter* Dilara, son derece tutucu biri olan alter Rabia ve çocuk alter olmak üzere toplamda üç alter eşlik ediyor. Filmin başrolünü üstlenen Demet Evgar’ın birbirinden son derece farklı karakterlere sahip bu dört kadını ustalıkla canlandırmış olması filmin en büyük artısı. Bedenin diğer alterlerden birinin kontrolünde olduğu anlarda Beyza’nın yaşadığı amneziye* sıkça vurgu yapılan filmde, bu hafıza boşluklarının ev sahibi (host) kimlikte ne kadar büyük bir endişe yaratabileceği etkileyici biçimde işleniyor. Filmdeki alterlerin geçiş (switching) anlarında sergiledikleri aşırı dramatik, trans benzeri hal (karakterin gözleri kayıyor, hırıltılar çıkarıyor ve kendinden geçer gibi görünüyor) yaygın klinik gözlemin epey dışında abartılı bir temsil olarak karşımıza çıkıyor.

beyzanın kadınları

Filmin sonlarına doğru yer alan sorgu sahnesi, farklı karakterlere ve motivasyonlara sahip ev sahibi (host) kimliğin ve alter kimliğin aynı duruma ne kadar farklı tepkiler verebileceklerini göstermesi açısından başarılı bir sahne. Filmin DKB açısından en önemli sayılabilecek sahnesi ise kayıkta geçen rüya sahnesi. Bahsi geçen sahnede, ev sahibi (host) kimlik Beyza’yı ve diğer üç alteri bir arada görüyor ve hesaplaşmalarını izliyoruz. Alterler anlatım kolaylığı açısından farklı kişiler olarak gösterilse de, bahsi geçen konuşmaların ev sahibi (host) kimlik Beyza’nın zihninde yaşandığını biliyoruz. Alterlerin ve ev sahibi kimliğin arasındaki iletişimi anlayabilmek adına faydalı olabilecek bu sahne, Beyza’nın tüm alterleri tek tek kayıktan atarak öldürmesiyle son buluyor; ancak bu elbette gerçek bir ölüm sahnesi değil, zira filmin ilerleyen bölümlerinde alterler ile tekrar karşılaşıyoruz.

Son derece öfkeli bir grup insanın zorunluluklardan dolayı sığındığı karanlık bir otelde geçen Identity (Kimlik) filmi, dissosiyatif kimlik bozukluğunu yansıtma açısından son derece başarısız bir film olarak listeye dahil oluyor. Polisiye ve psikolojik gerilim türlerine dahil olan filmin, DKB açısından tek olumlu tarafı alter çeşitliliği sunuyor olması. Ancak bu olumlu tarafın bile son derece sıkıntılı bir yönü var, çünkü sonradan alter olduklarını öğrendiğimiz kişiler sürekli şiddet içerikli temalarda karşımıza çıkıyor ve dissosiyatif kimlik bozukluğuna sahip kişilerin tehlikeli olabileceği yanılgısını uyandırıyor. Ki bu durum son derece büyük bir problem arz ediyor, çünkü halihazırda toplum nezdinde pek az tanınan yahut yanlış bilinen dissosiyatif kimlik bozukluğuna dair yanlış kanıları güçlendiriyor ve rahatsızlığa sahip bireylerin olumsuz şekilde etiketlenmesi (stigma) riskini arttırıyor. Üstelik, filmin tüm çerçevesini üzerine kurduğu DKB hakkında yanlış ele aldığı tek şey de bu değil. Sinematik açıdan anlatımı kolaylaştırması ve sürpriz etkisini arttırması adına, her bir alterin ev sahibi (host) kimlikten bağımsız, farklı kişilermiş gibi lanse edilmesi, konuya hakim olmayan izleyici için kafa karıştırıcı olabiliyor.

identity

Uzun yıllardır psikotik bozukluklar, özellikle de şizofreni ile karıştırılan ve sık sık yanlış tanı koyulan dissosiyatif kimlik bozukluğu, Kimlik filminde de aynı yanlış perspektiften ele alınıyor. DKB üzerine kurgulanan filmde, DKB’den çok psikoz yer alıyor, tablo daha çok psikotik bozukluğu andırıyor. Bu noktada film rahatsızlığı yine yanlış bir biçimde tanıtmış oluyor.

Filmin DKB’nin klinik sürecine dair en büyük hatasını ise psikiyatrist yapıyor; şiddetin tedavi sürecinin beklenen bir sonucu olduğunu söyleyen psikiyatrist alterleri tek tek öldürerek danışanı tedavi etmeye çalışıyor. Alterlerin öldürülmesi ya da yok edilmesi gibi bir tercih elbette gerçek klinik ortamda söz konusu değil. Dissosiyatif kimlik bozukluğuna sahip danışanlarla çalışan klinisyenler, tedavi sürecinde alterleri birleştirme ya da alterlerin ortak hareket etmesini sağlama yollarıyla tedavi sürecini yürütüyorlar.

Listedeki en ünlü film olan Dövüş Kulübü (Fight Club), ‘anlatıcı’ karakteri üzerinden izleyiciye çetrefilli bir öykü kuruyor ve DKB sürprizini elbette sona saklıyor. ‘Anlatıcı’nın tanımadığı insanların kendisini tanıyor olması, ilk defa gittiği birçok yerde tanıdıklık hissini (dejavu) yaşaması, ‘Daha önce burada bulunmuştum sanki’ düşüncesini zihninden atamıyor oluşu; amnezi sürecini yaşayan DKB danışanlarının şaşkınlıklarını, ne yapacağını bilememe halini ve anlam verme sürecini yansıtma açısından oldukça başarılı.

fight club

Kimlik filminde olduğu gibi, alterin antisosyal özelliklere sahip, şiddete meyilli ve tehlikeli biri olması DKB’ye dair olumsuz etiketleri ve yanlış kanıları besler nitelikte; çünkü bu durum klinik tablonun gerçek bir yansıması değil. Dramatik etkiyi güçlendirmek adına yapılan tehlikeli alter karakteri yaratma seçimi; gerçek öykülere dayandığını ifade eden yapımlarda büyük sıkıntı yaratabilirken, kurgusal öykülerde daha kabul edilebilir bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Dövüş Kulübü filminde alter kimlik yerine alter ego vurgusunun yapılması, Tyler Durden karakterinin dramatik etki uyandırmak adına oluşturulmuş kurgusal bir karakter olduğunun altını çiziyor,  böylece Kimlik filminin aksine dissosiyatif kimlik bozukluğuna sahip danışanların olumsuz biçimde etiketlenmesi riskini bir nebze azaltmış oluyor.

Gündüz herkes gibi sıradan hayatlar yaşayan, sıradan işlerde çalışan adamların gece dövüş kulübünde dövüşmesi; DKB’nin amnezi süreçleri içeren, alterlerin birbirinden haberdar olmadığı türünde görülen çoklu hayat deneyimlerini anımsatması açısından son derece etkileyici bir metafor olarak karşımıza çıkıyor.

Alterin öldürülmesi ise yine metaforik bir sahne olarak okunabilir, çünkü bu durum Kimlik filminde olduğu gibi tedavinin bir parçası olarak değil, kurgusal öykünün bir parçası olarak sunuluyor; dolayısıyla bu sahneyi sanatsal bir tercih olarak kabul etmek izleyici açısından çok daha kolay. Silah patladıktan sonra Anlatıcı’nın hayatına tek parça olarak devam edebilmesi de bunu gösterir nitelikte.

Her bölümünde başka bir hikayeye yer veren Lie to me (Bana Yalan Söyle) dizisi, film olmamasına rağmen, çizdiği gerçekçi DKB tablosu sebebiyle listede kendine yer buluyor. İkinci sezonun ilk bölümünde yer alan hikaye, psişik bir imgelem gördüğünü iddia eden genç bir kadının, kişilerin yalan söyleyip söylemediğini anlama konusunda uzman olan Dr. Cal Lightman’a gelmesiyle başlıyor. İlerleyen dakikalarda genç kadının dissosiyatif kimlik bozukluğuna sahip olduğu ve psişik imgelem zannettiği görüntülerin, alterlerinden birinin şahit olduğu bir cinayet olduğu anlaşılıyor. Dizide alterler arasındaki geçiş (switching) sahnelerinin son derece doğal ve gerçekçi olmasının yanı sıra, her bir alterin farklı bir konuşma biçimine, mimiklere ve el yazısına sahip olması da yaygın klinik tablo ile son derece uyumlu.

lie to me

Çocukluk döneminde travmatik yaşantılara maruz kalmanın ağır yüküne karşılık bir baş etme biçimi olarak ortaya çıkan dissosiyatif kimlik bozukluğunda, ev sahibi (host) kimliğin ve alterlerin travmatik anıyı hatırlamaması, alterlerden yalnızca bir ya da birkaçının travmatik anılara sahip olması sıkça karşılaşılan bir durum. Bahsi geçen bölümde, ev sahibi (host) kimlik olan Sophie, R.J. isimli alterin çok güçlü olduğunu ve hem kendisini hem de diğer alterleri koruduğundan bahsediyor. Psikolog, ev sahibi (host) kimliğe çocukluğunda kötü bir şey yaşayıp yaşamadığını sorduğunda ise; karakter yukarıda değinilen durumu gösterir nitelikteki cevabını veriyor: “Bana kötü bir şey olmadı, kötü şeyler R.J.’in başına gelir.”.

Terapistin etkin bir müdahale ile bilgilerini birbirleriyle paylaşmaları yönünde alterleri teşvik edebileceğini de gösteren yapım, bu sahneyle dissosiyatif kimlik bozukluğuna sahip olmanın nasıl bir şey olduğunun yanı sıra DKB’ye yönelik müdahalelere dair de büyük ölçüde doğru bilgi sunmuş oluyor.

Diğer kurgu temelli yapımların aksine son derece gerçekçi bir DKB portresi çizen yapım, polisiye ve psikolojik gerilim türünde sıkça gördüğümüz antisosyal özelliklere sahip, şiddete meyilli, tehlikeli dissosiyatif kimlik bozukluğu portresine karşı çıkması, bu klişeyi yıkması ve danışanın istismara maruz kaldığını; suçlu değil masum, fail değil kurban olduğunu vurgulaması açısından son derece kıymetli bir yer ediniyor.

İçerideki Sesler: Truddi Chase’in Yaşamları (Voices Within: The Lives of Truddi Chase) filmi, listedeki diğer kurgusal yapımların aksine gerçek bir öyküye dayanıyor. 92 alteri bulunan Truddi Chase, 2 yaşından 16 yaşında evden kaçana kadar üvey babasının cinsel ve fiziksel istismarına kalıyor. Dissosiyatif kimlik bozukluğunu ‘kendinle, zihninin içindeki seslerle bir konuşma yapıyormuşsun gibi’ şeklinde tarif eden Chase, kendisinden bahsederken ‘ben’ yerine, ‘biz’ zamirini kullanıyor ve alterlerini ‘Askeri birlik/Troops’ olarak adlandırıyor.

Truddi’nin çocukluk döneminde yaşadığı travmatik olaylara kısaca değinen film, daha çok dissosiyatif kimlik bozukluğunun Truddi’nin hayatını nasıl etkilediğini ve onun bu rahatsızlıkla nasıl baş etmeye çalıştığını anlatıyor.

Film duygu alteri, çocuk alter, yardımcı alter, kötücül (persekütif) alter, karşı cinste alter gibi birçok alter çeşidini gösterme açısından zengin bir tablo sunuyor: Çocukları koruma görevini üstlenmiş, iriyarı bir adam olan Kaba Joe (karşı cinste alter), alter sisteminin öfkesini üstlenmiş olan Catherine (duygu alteri), her zaman doğru olanı yapması gerektiğine inanan kuralcı alter Mary Catherine, mizah duygusu kuvvetli entellektüel bir kadın olan 3. Catherine (yardımcı alter), İrlandalı şair ve filozof Ian ve yalnızca işle ilgili meselelerde kontrolü devralan başarılı iş kadını (fonksiyon alteri).

Alterler arasında geçiş (switching) yaşandıkça, yüz ifadeleri, sesleri ve konuşma biçimleri hafif biçimde değişiyor; böylece alterler arasındaki farklar karikatürize olmayan, doğal bir biçimde, tam da olması gerektiği gibi yansıtılıyor.

Truddi Chase

Truddi’nin 92 altere sahip olması, daha az karşımıza çıkan ağır bir dissosiyatif kimlik bozukluğu tablosu olmasına rağmen, filmin gerçek klinik deneyimlereen yakın tabloyu sunan film olması takdire şayan bir nokta olarak karşımıza çıkıyor.

DKB tanısının gözden kaçırılması ya da DKB’ye sahip danışanların yanlış tanı almasındaki en yaygın sebeplerden biri, amnezi süreçleri olmadan DKB olamayacağı şeklindeki yanlış ve yaygın kanaat; filmde alterlerin birbirlerinden haberdar ve iletişim halinde olmaları bu kanaatin aksini göstermesi açısından önem taşıyor. Truddi’nin travmatik anılarını tetikleyen olaylar yaşayana kadar, hayatını idame ettirebilmesi ve işlevselliği yüksek bir kişi olması da yaygın klinik tabloyla uyumlu, gerçekçi bir portre sunmuş oluyor. Truddi’nin eşinin sarf ettiği “Bir dakika içinde başka birine dönüşüyorsun, kiminle konuştuğumu bilemiyorum. Kendini sürekli yeniden inşa ediyormuşsun gibi geliyor.” cümlesi, yaşanan travmanın ve DKB’nin danışanın yakınları üzerindeki etkilerini gösteriyor.

Truddi Chase’in tedavisinde alterleri birleştirip bölünmüş zihni tekrar tek parça haline getirmek yerine; alterlerin sürekli iletişim halinde kalmaları ve koordine şekilde hareket etmeleri yolu seçiliyor. Bu tercih, daha az kullanılan tedavi biçimini ve etkilerini görmek adına enteresan bir deneyim sunsa da, koordinasyonun kolay olduğu yönünde yanlış bir izlenim oluşturmamalı. Zira, DKB tedavisinde öncelik alterlerin ve ev sahibi kimliğin birleştirilip zihnin yeniden bütün haline getirilmesi oluyor; alterlerin koordine şekilde hareket etmeleri yöntemi, birleşme gerçekleşene kadar ikincil bir yol olarak kullanılıyor.

İstismara maruz kalmış kişilerin yalnızca ‘kurban’ rolünden ibaret sayıldığı tek boyutlu temsillerinin aksine, Truddi’nin işlevsel, çok boyutlu, mizahı kullanan bir kişi olması, istismar mağdurlarının yalnızca mağdur ya da kurbandan ibaret olmadıklarını göstermesi açısından da kıymet arz ediyor.

Bu yazıda Beyza’nın Kadınları, Kimlik, Dövüş Kulübü, Bana Yalan Söyle ve İçerideki Sesler: Truddi Chase’in Yaşamları filmlerinden bahsettim, yazının ikinci bölümünde ise Parçalanmış (Split), Eve’in Üç Yüzü (Three Faces of Eve), Sybil, Frankie ve Alice, Psikopat (Psycho) ve Yüzüklerin Efendisi (Lord of the Rings) filmlerine değineceğim.

* Ev sahibi (host) kimlik: Kendinden “ben” veya “esas kişi” olarak bahseden, bedeni en fazla kontrol eden, gündelik hayatı yöneten alter kimliktir. Genellikle bedenin resmi adını taşır.

* Alter: Alter kimlik, travmatik yaşantılar sonucu bölünmüş olan zihnin parçalarından biridir. Benlik duygusu taşır, kendi düşüncelerine, duygularına ve anılarına sahip olabilir. Alter kimlik, ev sahibi (host) kimlikten ve diğer alterlerden farklı fiziksel özelliklere ya da karakter özelliklerine sahip olabilir. Ev sahibi (host) kimliğe etki edebileceği gibi, direkt bedeni de kontrol edebilir.

* Amnezi: Kişinin nerede olduğunu, ne yaptığını hatırlayamadığı, basit unutkanlıkla açıklayamadığı, hafızasında boşluklar varmış gibi hissettiği hatırlayamama süreçleri.

Sevde Ekici

Psk. Sevde Eskici

İstanbul Şehir Üniversitesi Psikoloji bölümünde tam burslu olarak okumuş ve yüksek şeref belgesi ile mezun olmuştur. Halen İstanbul Şehir Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans programına devam etmektedir.

TÜM YAZILARI

Diğer Blog Yazıları