Sosyal Kaygı Bozukluğu nedir?
Aile üyeleriniz ve çok yakınlarınız dışındaki kişilerin yanında yoğun kaygı, korku hissediyor, ‘Ya yanlış birşey söylersem’, ‘Benimle dalga geçecekler’ ‘Konuşursam rezil olurum’ gibi olumsuz düşünceleri aklınızdan çıkarmakta zorlanıyorsanız Sosyal Kaygı Bozukluğu yaşıyor olabilirsiniz. Eski adıyla Sosyal Fobi, kişinin diğer insanların yanında ‘eleştirileceği’ ‘yargılanacağı’ endişesi ile kaygılanması ve zamanla bu tür sosyal ortamlardan kaçınması olarak tanımlanır. Sadece konuşmak değil başkalarının yanında yemek yemek, yazı yazmak da kişiyi rahatsız edebilir. Bu durumlardan kaçmaya çalışır, ancak kaçamazsa bunları yaparken çok yoğun bir kaygı yaşar. Bu kaygı durumlarına çeşitli fiziksel belirtiler de eşlik eder. Örneğin, böyle bir ortama gireceğini düşündüğünde bile, kişide terleme, kızarma, titreme ya da bulantı başlayabilir. Sosyal fobisi olan bireyler bu belirtilerin diğerleri tarafından fark edileceğini düşünerek zamanla sosyal ortamlardan iyice uzaklaşmaya başlarlar.

Sosyal fobide hastalığın sürmesine yol açan en önemli döngülerden biri kişinin kendi korkusunu ve fiziksel belirtilerini bir büyüteç altındaki gibi, olduğundan daha büyük yorumlamasıyla, ‘Eyvah rezil oluyorum’ düşüncesini tekrarlaması ve buna bağlı olarak yaşadığı korkunun ve fiziksel belirtilerin daha da artmasıdır. Örneğin, iş yerinde ya da okulda sunum/konuşma yapacak birini ele alırsak, bu kişi sunumu yaklaştıkça ‘Sesim titreyecek, benim beceriksiz olduğumu düşünecekler’, ‘Yüzüm kızarmaya başladı, ne kadar korktuğumu anlayıp beni eleştirecekler’, ‘Ben bu konuşmayı bitiremem, sanırım bayılacağım’ gibi düşüncelere boğulur. Sunuma başladığında ise DİKKATİ neredeyse tamamen kendi bedeninde ve duygularında odaklanır; ’Evet işte sesim titriyor, ellerim terledi belli oluyor’. Geri kalan dikkat ise dinleyicilerin olumsuz ya da nötr davranışlarındadır. Örneğin, konuşma sırasında dinleyicilerden biri cep telefonuna bakıyorsa (ki bunu birçok insan yapıyor), sosyal fobisi olan biri bunu ‘Evet kesin çok sıkıldı, çok kötü bir sunum yapıyorum’ ‘Ne kadar kötü bir konuşma olduğunu düşünüyorlar’ diye yorumlayabilir. Kişi gerçekten de iyi bir konuşma yapmamış olabilir ancak çoğu zaman kendilerini değerlendirmeleri gerçeğin ötesinde olumsuzdur. Bunu sosyal fobisi olan kişilerle yapılan çalışmalar da ortaya koymaktadır. Bu çalışmalar özellikle, bu kişilerin kendi performanslarını bağımsız jürilerden çok daha olumsuz değerlendirdiklerini, fiziksel belirtilerinin de (kızarma, terleme, çarpıntı) onların düşündüğü kadar dinleyiciler tarafından fark edilmediği ortaya çıkmaktadır.
Sosyal fobi Kaygı Bozuklukları başlığı altında olup, diğer birçok kaygı bozukluğunda olduğu gibi Bilişsel Davranışçı Terapiye olumlu yanıt vermektedir. Terapide yapılan kısaca kişinin sosyal ortamlarda aklından geçen olumsuz düşünceleri tespit etmek, bunların kişinin hastalığını nasıl etkilediğini birlikte ortaya çıkarmak ve çeşitli bilişsel ve davranışsal yöntemlerle bu hastalığı tedavi etmektir. Kişinin zamanla kaçındığı ortamlara girmesi ve tedavide öğrendiği yöntemler ile bu ortamlarda daha sakin kalması hedeflenmektedir. Ancak hastalığın çok yoğun olduğu ve kişinin hayat fonksiyonlarını şiddetli birçimde engellediği durumlarda ilaç tedavisi de psikoterapi ile birlikte kullanılabilir.

Sosyal fobisi olan insanlar diğerleri tarafından çekingen, içe dönük, gergin ya da aşırı uyumlu tanımlanabilir. Bu tür tanımlamalardan dolayı uzun yıllar ihmal edilen bu hastalık aslında dünyadaki en yaygın üçüncü psikolojik rahatsızlıktır. Sosyal fobi kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmekle beraber erkeklerde tedavi başvurusu daha yüksektir. Günümüz iş ve eğitim hayatında sosyal ilişkilerin önemi düşünülecek olursa özellikle çalışanlar ve öğrenciler için bu hastalık oldukça yoğun bir rahatsızlığa ve sorunlara yol açmaktadır. Kişi zamanla yapabileceği işlerden geri çekilir, gelen teklifleri kabul etmez ve sadece belli insanlarla kısıtlı durumlarda görüşür hale gelir. Birçok durumda, sosyal fobiye özellikle depresyon gibi başka psikolojik hastalıklar da eşlik edebilir. Tedavisi olan bu hastalık, eğer uzman desteği alınmazsa kişinin hayatını olumsuz yönde etkilemeye devam eder ve kronik bir hal alır. Eğer siz de böyle bir durumda olduğunuzu düşünüyorsanız bir uzmana başvurmanızı öneriyoruz.

Yrd. Doç. Dr. Ceren Acartürk
2001 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum. Klinik Psikoloji yüksek lisans derecemi 2004 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi`nde aldım.

Bir cevap yazın