SOSYAL ANKSİYETE (FOBİ) BOZUKLUĞU NEDİR?

Sosyal fobi toplumda en sık rastlanan psikiyatrik bozukluklardan biridir. Toplumda görülme sıklığı % 3-4 civarındadır. Tanı almayacak ama sosyal fobik özellikler taşıyanların oranı ise neredeyse %20 ler civarında. Yapılan çalışmalar kadınlarda erkekle oranla daha sık görüldüğü yönünde. Belirtilerin başlangıç  dönemi tipik olarak 15-20 yaşları arasında olsa da, “kendimi bildim bileli böyleyim” diyenlerin sayısı hiç de az değildir.

Sosyal fobi en kısa tanımıyla, başkaları tarafından gözlenme ihtimalinin bulunduğu ortamlarda bireyin olağandan fazla kaygı/korku yaşamasıdır. Sosyal fobisi olan kişiler sosyal ortamlarda gülünç ya da utanç duruma düşmekten endişe duyarlar. Kişiler bu gibi ortam ya da durumlarda kaldıklarında duydukları korku/kaygıya eşlik eden bir takım bedensel belirtiler hissederler. Bunlardan en çok yaşananlar arasında çarpıntı, titreme, terleme karında huzursuzluk hissi ve ağız kuruluğu sayılabilir. Kişiler bu kaygı belirtilerinin dışarıdan fark edileceğinden ve fark edilirse rezil olabileceklerinden endişe duyarak bu tür kaygı uyandırıcı ortamlardan ya kaçınırlar ya da işlevsel olmayan birtakım telafi yollarına giderler (uygunsuz ilaç alımı, alkol, madde kullanımı). Çoğu zaman ise mecbur kaldıklarında bir takım güvenlik davranışı sergilerler. Örneğin bir davete gittikleri zaman insanlarla göz göze gelmemeye çalışabilirler. Genellikle kendilerine kıyıda köşede bir yer bulup ellerindeki telefonla uğraşırlar. Işlevsel olmayan bu tür telafi stratejileri sosyal fobinin sürmesindeki en önemli mekanizmalar haline gelir. Sosyal fobik kişiler bu alanların hemen hepsinde zorluk yaşayabileceği gibi bir ya da birkaçında da yaşayabilir.  Belirtilerin yaygın olması kişinin iş, aile, sosyal ve özel hayatını oldukça etkileyebilmektedir. Yapılan araştırmalar sosyal fobik kişilerin olmayanlara göre okul başarılarının daha düşük olduğu, potansiyellerinin altında işlerde çalıştıkları, evlenme oranlarının düşük; evlenmiş olanlarda da boşanma oranlarının yüksek olduğu yönündedir.

DSM-5’e (Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı) göre Sosyal fobinin belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Kişinin diğerleri tarafından muhtemel dikkatle izlenmesine maruz bırakan bir ya da daha fazla sosyal durum hakkında anlamlı korku veya anksiyete. Örnekler; sosyal etkileşimleri (sohbet etme, tanıdık olmayan insanlarla buluşma), gözlemlenmeyi (örn. yemek yeme ya da içme) ve diğerlerinin karşısında performansı sergilemeyi (örn. bir konuşma yapmak) içerir.
  • Kişi, kendisinin negatif değerlendirilmesine yol açacak şekilde davranmaktan ya da anksiyete semptomlarını göstereceğinden korkar.
  • Sosyal ortamlar hemen her zaman korku ya da anksiyeteye neden olur.
  • Sosyal ortamlardan yoğun korku veya anksiyete sebebiyle kaçınılır ya da dayanılamaz.
  • Korku ya da anksiyete; sosyal ortamın ve sosyokültürel içeriğin sunduğu gerçek tehdit ile orantılı değildir.
  • Korku, anksiyete ya da kaçınma süreklidir, tipik olarak 6 ay ya da daha fazla süre devam etmektedir.
  • Korku, anksiyete ya da kaçınma; sosyal, mesleki ya da işlevselliğin diğer önemli alanlarında klinik olarak anlamlı stres ya da bozulmaya neden olur.

1-Genetik faktörler: ailede sosyal fobisi olan bireyler varsa bu hastalığa yakalanma riski bir miktar artar

2-Nörobiyolojik faktörler: beyinde bir takım hormonal bozuklukların olması (seratonin hormonunda anormallikler)

3-Çocuk yetiştirme (anne,baba) tutumları

4-Çocukluk çağında yaşanan örseleyici yaşantılar: özellikle belirli ve travmatik bir yaşam olayından sonra ortaya çıkan durumlarda bir koşullanma ile oluşabilmektedir.

Tüm psikolojik tedavilerde ilaç ile psikoterapi birlikte uygulandığında çok daha iyi sonuç alındığı bilinmektedir. İkisi birlikte ele alındığında daha kalıcı iyileşmenin elde edildiğini söyleyebiliriz. Bizler merkezimizde diğer birçok rahatsızlıkta olduğu gibi Sosyal Anksiyete (Fobi) Bozukluğunda da ilaç tedavisi ile birlikte Bilişsel Davranışçı Terapi modelini benimsiyor ve kullanıyoruz.

Tedavinin Bilişsel kısmında kaygı, endişe ve korku gibi durumları tanıyıp ayırt edebilme ve bu duygulara eşlik eden bedensel tepkilerle başa çıkma becerileri öğretilir. Ayrıca kaygıya neden olan durumlarda ortaya çıkan düşüncelerin farkına varma ve bunları daha işlevsel olanlarıyla değiştirme becerileri kazandırılmaya çalışılır. Tedavinin davranışçı kısmında ise kaygı uyandıran durumlarla, kişiler belirli bir hiyerarşi içerisinde ve sistematik bir biçimde karşı karşıya getirilerek bu gibi durumlara alışmaları sağlanmaya çalışılır. Bu alıştırmalar yapılırken seans içerisinde provası yapılır ve seans aralarında ev ödevi olarak danışanlara verilir. Böylece edinilen becerilerin pekişmesi sağlanır. Zaman zaman terapist danışana model olarak alıştırmaların yapılabilirliğini arttırır. Bunların yanında ihtiyaca göre sosyal beceri ve sorun çözme becerileriyle nefes ve gevşeme egzersizleri de tedaviye eklenebilir.

Tedavi genel olarak 5 modülden oluşmaktadır. Birinci modülde, ilk değerlendirme, tedavi hedeflerinin belirlenmesi, rahatsızlık ile ilgili psikoeğitim, tedavi planı ve rasyonelinin ele alınması işlenir. İkinci modülde, kaygı uyandıran düşüncelerle başa çıkmak, alternatif tepki geliştirmek, ortamı daha az tehditkar algılamak, duruma dikkati daha fazla yöneltebilmek, kendi becerilerini objektif değerlendirebilmek, başarısızlıkla etkin baş edebilmek gibi bilişsel yeniden yapılandırma hedeflerine odaklanılır. Üçüncü modülde, sosyal ortam ve durumlarla ilgili İşlevsel olmayan inançları test etmek ve bu tür durum ve ortamlara alışmayı sağlamak amacıyla üzerine gitme çalışmaları yapılır ve işlevselliğin artması için kaçınılan davranışların pratik edilmesi üzerinde durulur. Dördüncü modülde ise, ikinci modülde işlenen işlevsel olmayan olumsuz otomatik düşüncelerin altında yatan kökleşmiş temel inanç ve tutumlar çalışılır. Bir başka deyişle ileri derece bilişsel yeniden yapılandırma çalışmaları uygulanır. Beşinci ve son modül ise sonlandırma ve nüksü önleme üzerine yapılandırılmıştır.

Bu tedavi modeli ardışık 12-14 seanstan oluşmaktadır (yaygın ve diğer bozuklukların da eşlik ettiği vakalarda). Her bir seans yaklaşık 50-60 dakika sürmektedir.

RANDEVU ALMAK İSTİYORUM

Medaim Yanık tıp doktoru ve psikiyatrist. Ceren Acartürk, Feyzullah Gürdaş, Hümeyra Ergül, Kadriye Slocum İnce, H. Sevde Eskici, Taliye Akyıldız ve Hatice Kübra Işıldar ise psikologlarımız.