Zihin Okumanın Muhtemel Olumsuz Yan Etkileri
Zihin Okumanın Muhtemel Olumsuz Yan Etkileri… Daha önceden işlevsel olmayan düşüncelerimizi nasıl değiştirebileceğimiz üzerine yazmıştım. Bugünkü yazımda ise, işlevsel olmayan düşünceleri değiştirmeye çalışmanın önemine, işlevsel olmayan düşünce çeşitleri arasında olan, zihin okumanın ortaya çıkarabileceği muhtemel olumsuz yan etkiler üzerinden vurgu yapmak istiyorum.
Zihin Okuma nedir?
Zihin Okuma, işlevsel olmayan 12 çeşit düşünce hatası arasında bulunan bir tür işlevsel olmayan düşünce türü, yani bilişsel çarpıtmadır. Bu düşünce hatasında kişiler kendileri dışındaki tüm insanların kendileri gibi olduklarını (düşündüklerini, hissettiklerini vs) varsayarlar. Başka bir deyişle, kendi varsayımları ve inançları ışığında yaptıkları değerlendirmelerin karşı taraf için de geçerli olduğunu düşünürler. Bu yansıtmalar da çoğu zaman kişiye gerçekmiş gibi gelir. Bu bağlamda da kişi yansıtmasından şüphe duymadığından, doğru olup olmadığını kontrol veya teyit etmez. Bunlara birkaç örnek kişinin, karşısındaki bunları ifade etmemesine rağmen, sadece hal ve hatırından bunları düşündüğüne kanaat getirmesidir: “Benim sorumsuz bir insan olduğumu düşünüyor”; “Bunu beğenmediğimi düşündü”; “Aslında tercihlerime saygı duymuyor” vb.
Bu noktada, bazılarımız ama bundan ne olabilir ki gibi bir hisse kapılabilir. Ancak, klinik tecrübelerim zihin okumanın hiç de göründüğü kadar masum olmadığı kanaatinde.
Peki, ama neden?
İşte deneyimlerimden birkaç örnek:
Tanışma evresinde olan bir sevgili, 30’lu yaşlarda. Hanımefendi, sevgilisinin kendisine çiçek almamasından şikayetçi. “Ne yaparsam yapayım bana çiçek almıyor!”… Beyefendiye bu durumu izah edip, fikrini almak istediğimde, aldığım yanıt: “Ne demek. Elbette alıyorum. Domatesi çok seviyor diye geçen gün ona domates çiçeği aldım, ondan önce de ona bir gül almıştım!”… Hanımefendi: “Onlar çiçek mi oluyor! Çiçek dediğin kocaman buketler olmalı”… Sonuç olarak gördüğümüz durum aslında meselenin çiçek alınıyor veya alınmıyor olması değil de, aslında “çiçek”in her ikisi için farklı anlamlar ifade ettiği. Ancak, her ikisi de karşılıklı zihin okuma yaptığından, ikisi de aslında “çiçek”in farklı bir anlam ifade ettiğini görmemiş, benim için domates çiçeği ise onun için de öyledir, benim için buket ise, onun için de öyledir demekte kalarak, bunun ortaya çıkardığı gerçeklik duygusundan da birbirlerine bu konuyu danışma ihtiyacı duymamışlardır. Neticede, en büyük benzerlik bu gerçeği seansın o anlarında fark etmeleri olmuştur.

17 yıllık evli bir hanımefendi. Geliş sebebi: “Eşim bana değer göstermiyor”. Bunun üzerine, değer göstermenin kendisi için ne ifade ettiğini sordum. Yanıtı: “Özel günlerde onunla beraber özel bir şeyler yapmak veya ondan özel sürprizler almak”. Bunun üzerine de, peki dedim ve 17 yıldır evlilik sürecinde eşi için değer göstermenin ne ifade edip etmediğini bilip bilmediğini sordum. Hafif bir duraksamadan sonra, “Tabii yani benim dediğim gibidir, öyledir yani, bir sürü adamı görüyorum, onlar için de böyle mesela. Eşim bana değer göstermiyor işte” şeklinde sözlerine devam etti. Bunun üzerine, kendisinin eşine onun için değer göstermenin ne ifade edip etmediğini hiç sorup sormadığını sordum. Aldığım yanıt net bir hayır oldu. Bunun üzerine düşünce hatalarını ve bunların arasında olan zihin okumayı anlattım ve ev ödevi olarak eşine bu soruyu yöneltmesini rica ettim… Hanımefendi gelecek seans keşifleri ile yüzüme baya bir tebessüm ekledi: “Eşime sordum. Onun için değer göstermek beklenmedik zamanlarda, beklenmedik hediyeler almak imiş. 17 yılı zihnimde bir geriye sardım. Beklenmedik zamanlarda beklenmedik hediyeler vermiş gerçekten de. Meğer değer gösteriyormuş ya…!”

Evlilik niyeti ile görüşme evresinde olan bir genç kız. İlk görüşmeyi yapmanın ardından, fikir paylaşımında bulunmaya ve danışmaya gelmiş. Seansta, görüşmenin harika geçtiğini ve beyefendinin tam aradığı kişi olduğunu hissettiğini ifade etti. Bunun kendisi için sebeplerinin ne olduğunu danıştığımda verdiği yanıt: “Yapmak istediğim her şeyi söyledim ve hepsini kabul etti”. Buna yanıt olarak, kabul ettiğinin göstergesinin ne olduğunu sordum, ve genç kız şöyle yanıtladı: “Bana bakarak tüm dediklerime gülümsedi, anladım dedi de ondan”. Ardından da, bu paylaşımlarının kabul ettiğinin bir gerekçesi olduğu kanaatine nereden vardığını sordum. Yanıtı: “Eee yani ben de kabul ettiğimde öyle yapıyorum, yani bakınca herkes öyle yapmıyor mu, o da öyledir” dedi… Durum netti: Zihin okuma yapmıştı. Bu noktada, düşünce hatalarını ve zihin okumayı anlattım ve takip eden görüşmede beyefendiye son görüşmede paylaştıklarına ilişkin ne düşündüğünü sormasını istedim… Gelecek seans aldığım yanıt beni de şaşırttı: “Sordum. O ailesindeki küçük oğlanmış. Ondan ona söz hakkı ancak büyükler ona soru sorarsa geliyormuş. Soru şeklinde sorulmadığı takdirde de fikrini tam söylememeyi öğrenmiş. Şimdi sorduğundan gerçek fikirlerimi paylaşayım dedi ve paylaştı. Meğer, bazı dediklerime tam katılmıyormuş. Fikrimi netleştirebilmem için daha fazla konuşacağız…”
Neticede önerim, hiçbir şeyin teyit etmediğiniz takdirde “öyledir”, “böyledir” olmadığıdır. Bir tür düşünce, düşünce hatası veya işlevsel olmayarak tanımlanmış ise bu dikkate alınması ve üzerine geçilmesi gerekilen bir durumdur. Zihin okumayı değiştirmek ve örneklerde gördüğünüz türden muhtemel olumsuz yan etkilerden korunmak için atabileceğiniz en büyük adım da “öyledir”, “böyledir” dediğiniz düşünceyi aslında karşı tarafa sormak ve gerçekliğini teyit etmektir. Bunu yapmak huyunuza aykırı veya zor geliyor ise de tavsiyem uzmanlara bu noktada ne yapabileceğinize ilişkin danışmanızdır.

Dr. Klinik Psk. Kadriye Slocum İnce
İstanbul Şehir Üniversitesi Psikoloji Bölümünden üniversite birincisi olarak mezun olmuştur. Yüksek lisansını İstanbul Üniversitesi, Uygulamalı Psikoloji Tezli Yüksek Lisans programında tamamlamıştır. Doktorasını FSMVU ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Klinik Psikoloji Doktora (Ortak) programında tamamlamıştır.

Bir cevap yazın