Diyaloglarımızı Nasıl Daha Etkin Yapabiliriz? Ünlü Amerikalı yazar, Ernest Hemingway, The Sun Also Rises (Güneş de Doğar)  kitabında şöyle bir paylaşım yapar: “Nasıl iflas ettin? Yavaş, yavaş ve sonra aniden”. Bu paylaşım ilk okumada, ekonomi alanında bir öneri olarak algılanabilir. Ancak, yakın zamanda, insanlar arası ilişki alanında uzmanlaşan Susan Scott, diyaloglarımız ve Ernest Hemingway’ın bu paylaşımı arasında bir benzetme yapmıştır. Şöyle demiştir: “Endüstri yöneticileri ile yaptığım 10,000 saati aşkın birebir görüşmeden ve hayatlarında ve ilişkilerinde zorluklar yaşayan birçok farklı erkek ve kadınla gerçekleştirdiğim sayısız eğitimden sonra, fark ettiğim gerçek şu ki, işimiz, ilişkilerimiz ve kısacası hayatımız, yaptığımız her bir diyalog ile yavaş, yavaş ve sonra da aniden yükseliyor veya düşüyor”. Yani, Hemingway’in paylaşımındaki o kişinin, yavaş, yavaş ve sonra aniden iflas etme sebebinden, başkalarının evliliklerinde mutlu veya mutsuz olmalarına; patronlarında azar işitip, işitmemelerine;  ebeveynleri ile iyi ilişkileri olup, olamamalarına gibi, hayattaki tüm başarı ve düşüşler, aslında ‘o kişi’, ‘şu durum’, ‘bu zorluk’ gibi sebeplerden değil de, ilgili kişiler ile yaptığı diyaloglara dayanmaktadır.

 

Scott bu gerçeği klinik hayatında da tanıklık etmiştir. Birçok insan ‘şu an’ onları rahatsız, mutsuz veya umutsuz hissettirdiğinden kliniğine gelmiş ve onlara kendilerine “Buraya nasıl geldim?” “Nasıl yolumu kaybettim?” gibi sorular sormalarını istediğinde, birçok zaman aldığı yanıt şu türden yanıtlar olmuştur: “Ama ben o konuyu hiç konuşmadım ki”, “Ama ben hiç ona ihtiyaç duyduğumu söylemedim ki”, “Hayır gerçekten ne hissettiğimi söylemedim, ya aslında söyleyemedim”… Bu noktada, fark edilmesi gereken şu ki, nerede olursak olalım, ortamımıza duyarlı olmamız gerekiyor ve o duyarlılık çoğu zaman değişim gerektiriyor: başkaları ve kendimiz ile gerçekleştirdiğimiz diyaloglardan türeyen bir değişim. Bunun için de, karşımızdaki insan kim olursa olsun, konu ne olursa olsun etkin bir diyalog kurma becerisini kazanmak, ‘şu an’ın bizi rahatlatan, mutlu eden ve umutlandıran bir ana dönüşmesi için gereken en önemli becerilerden biri gibi gözüküyor. Susan Scott bu tür diyaloglara “Fierce Conversations”, yani “Etkin Diyaloglar” ismini verir ve onun çalışmalarına göre bu diyaloglar 7 prensipten oluşmaktadır.

 

Etkin Diyalogların 7 prensibi

 

  1. ‘An’ı sorgulama cesaretini kazan: Hiç bir plan, anda var olan gerçekliğe karşı yürümez ve gerçeklik her an, her yerde değişmeye yatkındır. Biz bile, her an değişim içindeyiz. Bunu sadece başkalarına paylaşmaktan kaçınmıyor, kendimizden saklamakta da çok becerikliyiz. Ancak an’ı sorgulamadığımız takdirde, diyaloglarımız etkin olamayacaktır. Bir kaç örnek, bir kaç dakika düşünüp, kendimize şu türden sorular sormak olabilir: “Ne oluyor?”, “Ne değişti?” “Bir şey değişti mi?”

 

  1. Kendinin arkasında saklanmaktansa, kendini öne çıkar ve diyaloğa katılarak ona gerçeklik getir: Birçok insan ‘gerçek’i duymaktan ve paylaşmaktan korkar. Ancak, aslında gerçekten korkmamız gereken, gerçeklik dışında paylaşımlardır, çünkü gerçek olmayan paylaşımlar gerçekten istediğinizi elde etmeyeceğinden, istemediğiniz bir şeye para harcamak gibidir. Fakat paylaşımlar ‘gerçek’ olduğunda, değişim diyalog bitmeden bile gerçekleşir. Gayelerinizin birçoğunu aslında diyaloglarınıza ‘gerçeklik’ getirerek başarırsınız. Bunu başarmak için kendinizi ciddiye alın, düşüncelerinize değer verin ve şu türden sorular sorun: “Burada gerçekten ne demek istiyorum”, “Bir dakika. Ben gerçekten öyle mi düşünüyorum”. Eğer, tekrar, tekrar, “Bilmiyorum” gibi bir duygu uyanır ise, “Bilirsem eğer, neler farklı olur?” sorusunu sorun.

 

 

  1. Şimdi de ol. Başka hiç bir yerde olmamaya çalış: İşlerimiz, ilişkilerimiz ve hayatımız, tek tek yaptığımız diyaloglar sayesinde başarılara ulaşıyor veya kötüye gidiyor. İlgili kişi ve kişiler ile yapacağımız tek bir tane diyalog, işimizi, ilişkimizi ve hayatımızı baştan aşağı değiştirmeyi garantileyemezse de, onunla veya onlarla yaşadığımız süreç üzerinde gerçekleştirdiğimiz herhangi bir diyalog, bunu başarabilir. Bundan dolayı, diyaloglarımızı hep sanki o diyalog, o kişi ile yapacağımız en önemli diyalogmuş gibi yapmalıyız, çünkü gerçekten, herhangi bir anda öyle olabilir. Bundan dolayı, olabildiğince ‘şimdi’ de, ‘an’ da yaşamalıyız. Bunu başarmak için, diyaloglarımıza olabildiğince acemi bir zihin ile girmemeli, diyaloğa kendimizden başka hiç bir şey getirmemeliyiz. Öneri veya yorum yapmaktan kaçınmalı, sadece soru sormaya çalışmalıyız. Ara, ara emin olmak için, kendimize bu türden sorular da yöneltebiliriz: “Gerçekten burada mıyım?”, “Bir dakika, burada olacağıma, akşamki toplantıda ne konuşacağımı mı düşünüyorum?”, “Gerçekten ona tüm dikkatimi veriyor muyum?”.

 

  1. En zorlu işinizi bugün ele alın: Hayatta bizi tükenme noktasına getiren, problemleri çözmeye çalışmamız değil, aynı problemi tekrar, tekrar, başarısız bir şekilde çözmemizden kaynaklanır. Başarısız bir şekilde çözmemiz de, genellikle altta yatan gerçek nedenden kaçmamızdan kaynaklanır. Eşinizle hassas bir konuyu konuşmak riskli mi olur diyorsunuz? Boşanmış birilerine, kendilerine tekrar gelmenin ne kadar zaman aldığını bir sorun. Şirketinizdeki bir sorunu çözmenin fazlasıyla karmaşık mı olduğunu düşünüyorsunuz? Şirketi çökmüş, ancak aynı alandaki rakiplerinin hala ayakta olduğu yöneticilere, bunun nasıl olduğunu bir sorun. Adı konan problem, çözülen problemdir.

 

  1. İçgüdülerinize Uyun: Bir nokta vardı ki, hiç bir kanıt ve hiç bir araştırma fayda etmez. Bazen, kendimize sadece şunu sormalıyız: “Doğru mu, yanlış mı, evet mi, hayır mı, pembe mi, mavi mi?” ve biliriz. Her şey her zaman mantıklı değildir, sadece öyledir. Bu içimizdeki, kabiliyetli ve güçlü bir duyuya, içgüdümüze, dayanmaktadır. Bazılarımız zihninde duyar, bazılarımız kalbinde hisseder. Bazılarımız ise, Albert Einstein’da olduğu gibi, tıraş olur iken fark eder, ki Einstein’ın en iyi fikirleri sabahleyin tıraş olur iken ortaya çıkmıştır. Benzer bir şekilde, fazla dikkat ve belli kurallara dayalı olarak yapılan diyaloglar, başarısız diyaloglardır. Diyalogların daha etkin olması için, her diyalogda içerikten çok, içgüdünün yansımaları olan, duygu ve niyetlere odaklanılmalıdır. Sonra da, yanlış yaparım, karşımdakini kırarım türünden korkular ile onları es geçmektense, onlara uyulmalıdır.

 

 

  1. Bıraktığınız etkiyi sahiplenin: Herhangi birimizin dedikleri, ilgili kişi veya kişilerde, pozitif veya negatif etki yaratır ve yarattığımız etki tahmin ettiğimizden de büyük sonuçlara neden olabilecek potansiyeldedir. Örneğin, Susan Scott’un bir bayan arkadaşı sıklıkla eşiyle kavga etmekte ve bunu çözüme kavuşturmakta zorlanmaktadır. Bu bayan, eşinin ona ne dediğini hiç bir zaman hatırlayamamakta, sadece o derken, kendinde yarattığı etkiyi hatırlamakta ve buna dayalı olarak da eşinden uzaklaşmaktadır. Buna yanıt olarak da eşi her zaman uzaklaşmasına kızmakta, bunu hak edecek hiç bir şey söylemediğini savunmaktadır. Bayan ise: “Sana ne dediğini tam olarak söyleyemem, ama mesajını aldım, anladım işte. İnciticiydin, o kadar” demektedir. Bunu damarlarına kadar hissetmektedir. Ancak bunu söyleyince ulaştığı tek sonuç, konuşamadıkları konular listesine bir konu daha eklemek ve eşinden daha da uzaklaşmaktır. Scott’da bir süre sonra, bu evliliğin sonlandığının haberini alır. Aslında tek gereken, birbirlerinde uyandırdıkları etkiyi sahiplendikleri, bir seri etkin diyalog idi. Yarattığınız etkiyi kendiniz hissedemiyor veya çözemiyorsanız da, bunu ilgili kişi veya kişilere sormaktan çekinmemelisiniz, çünkü yarattığınız etkiyi bilmeden, etkin bir diyalog da kurmanız mümkün değildir.

 

  1. Sessiz kalmanın gerektiği durumları fark edin: Herhangi birine, “Hiç başkasını dinlerken, içinizden, off bir sussa, dediğiniz oldu mu?” diye sorsam, evet yanıtını almam, hayır yanıtına nazaran çok daha olasıdır. Hatta Amerika’da yaygın bir şaka, normal insanların ağızları açık olarak ölmeleri daha az olası iken, birçok CEO’nun bu şekilde ölmesinin pek ala olası olmasına ilişkindir. Ancak, eğer fazla konuşarak karşımızdaki insanın zihnini adeta patlama noktasına getiriyor isek, etkin bir diyalog kurmamız nasıl mümkün olabilir?… Mümkün olamaz. Bu konuda kendimizi geliştirmek istiyorsak, insana veya insanlara doğru konuşmamalı, insan veya insanlarla beraber konuşmalıyız. Konu ne kadar daha duygusal ağırlıklı ise, o kadar daha sessiz kalmalı, o sessizliğin içinde, konunun altta yatan asıl nedenini bulmaya çalışmalı, öyle yanıt vermeliyiz. Bulamıyorsak da, sessizliğimizin oradaki yanıtı vermesine izin vermeliyiz.

Daha fazla bilgi için Susan Scott’un, Fierce Conversations başlıklı kitabını okumanızı öneririm.

Uzm. Psk. Kadriye Slocum İnce

İstanbul Şehir Üniversitesi Psikoloji Bölümünden üniversite birincisi olarak mezun olmuştur. Yüksek lisansını İstanbul Üniversitesi, Uygulamalı Psikoloji Tezli Yüksek Lisans programında tamamlamıştır. Eğitim hayatına Klinik Psikoloji alanında Doktora programı ile devam etmektedir. Yeterlilik sınavlarını tamamlamış olup, tez aşamasındadır.

TÜM YAZILARI

Diğer Blog Yazıları