Travma kelimesi Latince ‘Yaralanmak’ anlamına gelmektedir. Günümüzde ‘Psikolojik Travma’ olarak ruh sağlığı literatüründe yer bulan bu yaralar doğal afetler sonucu oluşabileceği gibi birçok zaman diğer insanlar tarafından meydana gelmektedir. İnsan eliyle oluşan travmalara örnek olarak fiziksel saldırı, cinsel saldırı, aile içi şiddet ya da savaşlar gösterilebilir. Travmatik olaylar genel anlamıyla kişinin ölüm ya da yaralanma tehdidiyle karşı karşıya kaldığı, olayın ağırlığı karşısında savunmasız kaldığı durumlardır. Ancak bazı kişiler için fiziksel tehdidin olmadığı durumlar da travmatik olabilir. Aniden işten çıkarılmak ya da aldatılmak da kişi için çaresizlik, korku ve çeşitli yoğun olumsuz duygular yaratabilir. Travmatik olayın tanımı üstünde farklı fikirler olsa da travmanın kişiler üstündeki etkileri oldukça benzerdir. Birçok travma mağduru için yaşam olay öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılır. Zaman kavramı değişir, kendine ve diğerlerine dair düşünceler olumsuza doğru yol alır. Travmatik olay sonrasında birçok insan çeşitli zihinsel (konsantre olamamak, sürekli olayı düşünmek, karar almakta çok zorlanmak, kabuslar, gün içinde olaya dair sahnelerin göz önüne gelmesi), fiziksel (mide bulantısı, baş dönmesi, kalp çarpıntısı…), duygusal (korku, suçluluk, üzüntü, çaresizlik, umutsuzluk…) ve davranışsal (insanlardan uzaklaşmak, öfke patlamaları, eve kapanmak, uyku bozuklukları…) tepkiler gösterirler. Ancak zaman içinde özellikle alınan sosyal destekle bu belirtiler azalır. Aslında bu belirtiler ‘ANORMAL olaya verilen NORMAL tepkilerdir’. Fakat olayın üstünden 1 ay geçmesine rağmen şiddetli tepkiler hala devam ediyorsa kişinin uzmanlardan yardım alması önerilir. Bunun sebebi, travma sonrasında kişide çeşitli psikolojik hastalıkların (depresyon, anksiyete bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu…) ortaya çıkma ihtimalidir.

Psikolojik Travma ve EMDR Tekniği Nedir?

 

Özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğunda kişi bir yandan kabuslar ve gün içinde aklına gelen sahne ve düşüncelerle olayı tekrar tekrar yaşarken bir yandan da olayı hatırlatan insanlardan, yerlerden kaçmaya çalışır. Verdiği tepkiler eskisinden farklıdır; daha çabuk sinirlenen, öfkeli biri ya da hiç bir şeye tepki vermeyen donuklaşan biri olabilir. Yaşanan olay bitmiş olsa da kişi kabuslarında ya da kontrol edemediği olaya dair aklına gelen düşüncelerle olayı zihninde hala yaşamaktadır. Bu aslında bir nevi mahkumiyet gibidir. Yaşanan travma özellikle insan eliyle oluşan bir olaysa, kişinin diğer insanlara güveni, dünyanın adil bir yer olduğuna inancı azalır, tükenir. Başına geleni kontrol edemediği, kendini ya da sevdiklerini koruyamadığı için artık dünya onun için tehlikeli bir yerdir. Zamanla bu olumsuz düşünceler çeşitli olumsuz duygulara yol açar. Artık mutsuz, kederli ve sürekli korku içinde biri olmuştur.

 

Psikolojik Travma ve EMDR Tekniği Nedir?

 

Yukarıda bahsettiğimiz gibi birçok kişi travma sonrasında doğal olarak toparlansa da TSSB yaşayanlar için psikolojik destek oldukça önemlidir. Hastalığın seyrine dair yapılan çalışmalar doğal yoldan iyileşme oranlarını az olarak gösterirken son yıllarda travma odaklı terapiler mağdurlara ve sevenlerine umut vermektedir. EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) olarak da bilinen Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme terapisi 1980’de Amerikalı bir psikolog olan Francine Shapiro tarafından bulunmuştur. EMDR terapisinde danışan travmatik olayı düşünürken bir yandan da çeşitli metodlarla çift yönlü (bilateral) uyarana maruz kalmaktadır. Genellikle terapist bunu sağ ve sol kulaktan gelen ‘bip’ sesi ya da göz hareketleri (danışan terapistin sağ ve sola giden elini başını döndürmeden takip eder) ile yapmaktadır. Burada amaç kişinin bir yandan travma anısına zihninde bakarken bir yandan da bu metodla sağ sol beyin küresinin uyarılmasıdır. İleri düzey beyin görüntüleme cihazlarıyla yürütülen araştırmalar, beyni böyle yalın bir yöntemle uyarmanın travma anısının işlenmesine yardımcı olduğunu göstemektedir. Diğer travma odaklı psikoterapi tekniklerinden farklı olarak EMDR sırasında danışan her ayrıntıyı tekrar tekrar anlatmak zorunda değildir. Önemli olan beynin bu olumsuz anıyı sindirmesine yardımcı olmaktır. Aslında kesilen bir elin iyileşmesi gibi zihnimiz de bir profesyonel yardımıyla iyileşmeye-tamir olmaya hazırdır.

EMDR terapisi travmatik anının getirdiği olumsuz duygu ve düşüncelerin şiddetini azalttıkça, zihin yaşanan olaydan anlam çıkarmaya, onu anı ağında bir yere oturturmaya başlar. Öyle ki kişi kendi kendine zaman içinde olumlu inançlar getirir. Bir süre sonra bu duygular öyle güçlü olur ki kişi zamanla travmanın yıktığı KONTROL duygusunu tekrar kazanmaya başlar.

Bu tedavinin süresi ve etkisi kişiden kişiye, yaşanan travmadan travmaya değişse de son dönemde dünyanın birçok bölgesinde kullanılmakta ve araştırmaların olumlu sonuçları yayınlanmaktadır.

Ancak şu da belirtilmeli ki her terapi yönteminde olduğu gibi EMDR’ın da başarılı olması için bu konuda eğitim almış bir EMDR terapisti ile dürüst ve güvenli bir ilişki kurulmalıdır. Özellikle travma ile çalışan terapistler kişinin zarar görmüş olan kontrol ve güven duygusunu göz önünde bulundurarak ilerlerler. Travma anısıyla çalışırken dikkatli bir şekilde ilerler ve tedavinin hızını kişiye göre belirlerler. Bir başka deyişle, iyileşme yolculuğunda kişiye tanıklık eder, yol gösterirler.

Yrd. Doç. Dr. Ceren Acartürk

2001 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum. Klinik Psikoloji yüksek lisans derecemi 2004 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi`nde aldım.

Diğer Blog Yazıları