OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK NEDİR?

Halk arasında takıntı, vesvese hastalığı olarak da bilinir. Türkçeye saplantı-zorlantı bozukluğu olarak çevrilmiştir. Tedavi edilmediğinde iş, sosyal, okul ve aile hayatını hayatı oldukça etkileyen bir bozukluktur.

Takıntılar (Obsesyonlar), sürekli olarak akla gelen ve hoş olmayan fikir, düşünce ve görüntülerdir. İstemsiz bir şekilde akla gelirler. Kişiye ayıp, çirkin ve anlamsız gelen bu düşünceler kişiliğe uymazlar ve çoğu zaman sıkıntı verirler. Bu tarz rahatsız edici düşünceler kişilerde aşırı bir sorumluluk hissi uyandırır ve kurtulma isteği uyandırır.

Tekrarlayıcı hareketler (kompulsiyon), rahatsız edici düşüncelerden kurtulmak, etkisini azaltmak ve rahatlamak için yapılan hareket ve davranışlardır. Kişiler bu hareketleri anlamsız ve saçma bulunmasına rağmen yapmadan rahatlayamadıklarını düşünebilirler. Kişi güç de olsa bazen bunları yapmamak için direnebilir. Tekrarlayıcı hareketler tam yapılmadığında sıkıntı duyulabilir. Çoğu zaman tekrarlayan hareketler defalarca el yıkamak gibi gözle görülebilir davranışlardır. Ancak bazıları da kişinin içinden yaptığı davranışlardır. Mesela, aklına kötü bir düşünce geldiği zaman içinden ona kadar saymak gibi.

Obsesyon ve kompulsiyonlar çok farklı alanlarda kendini gösterebilir. pislik veya mikrop bulaşmasından korkma, başkasına zarar vermekten korkma, hata yapmaktan korkma, ve şeytanca veya günahkar düşünmekten korkma, kapı, pencere, ütü, ocak gibi eşyaların kapalı olup olmadığından emin olamama, en yaygın görülen obsesyon çeşitleri olurken, tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama, el sıkışmayı veya kapı tokmağına dokunmaktan kaçınma, kilit, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme ve sürekli bir şeyleri belli bir biçimde düzenleme, tekrar okuma veya yazma, rutin hareketleri tekrarlama gereksinimi duyma (örneğin, kapıdan girme / çıkma, sandalyeye oturma / kalkma) sıkça rastlanılan kompulsiyonlar olarak sayılabilir.

Obsesif Kompulsif Bozukluğu’nu başlatan ve sürdüren varsayımlar şöyle sıralanabilir:
  •  Düşünmek = yapmak (Düşünce eylem kaynaşması)
  •  Önleyememek/önlemeyi denememek = zarar vermek
  •  Sorumluluğun kendisinden başka nedenlere atfedilmemesi
  •  Nötralize etmemek (tekrarlayıcı hareketleri/komplsiyonları yapmamak) = obsesyon içindeki durumun gerçekleşmesini istemek/sağlamak
  •  İnsan düşüncelerini kontrol edebilir/etmek zorundadır

Yukarıdaki varsayımlar sahip bir kişi rahatsız edici düşünce ya da imge ile karşılaştığında artan kaygısını azaltmak için bir takım yöntemlere başvurur (düşünmemeye çalışma, kaçma, kaçınma, soru sorarak güvence arama, tekrarlayıcı hareketler/ritüeller, v.b.). Kişi bu ritüelleri uyguladığında geçici bir rahatlama yaşasa da bu uzun vadede rahatsızlığın sürmesine ve kısır döngüyle rahatsızlığın güçlenmesine yol açar:

Düşünceleri bastırmaya (düşünmemeye) çalıştıkça; obsesif düşüncelerin sıklığında artış –>  sıkıntıda artış –>  kaçınmalar –> ritüeller –> kısırdöngü  ile OKB’nin güçlenmesi.

Obsesif Kompulsif Bozukluğun bilişsel modeline göre, rahatsızlığın temelinde bahsi geçmiş olan türden, işlevsel olmayan anahtar düşünce ve inançlar yatmaktadır ve bu inançlar rahatsızlığın oluşmasında ve sürdürülmesinde kilit rol oynamaktadır. Bu inançların kişide en baştan neden ortaya çıktığına ilişkin henüz net bir neden bulunmamış olmasına rağmen, özelikle biyolojik ve çevresel faktörlerin Obsesif Kompulsif Bozukluğu ile ilişkili olabileceği görülmüştür. Biyolojik faktörler genetik unsurları içeriyor olup, araştırmalarda seratonin isimli bir nörotransmitterin eksikliği veye Streptokok bakterisinin neden olduğu belli bir tür enfeksiyonun bu bozukluk ile ilişkisi olduğu görülmüştür. Çevresel faktörler ise kişinin ortamında gördüğü ve yetiştiği çevre ile ilişkilidir. Buna dayalı olarak, ebeveynlerinin birinde OKB türünden davranışlar görme veya taciz, hastalık veya sevilen birinin ölümü gibi durumlara maruz kalmak, bu rahatsızlığın kişide gelişmesi olasılığını arttırabilir.

Merkezimizde Obsesif Kompulsif Bozukluğu tedavisinde ilaç tedavisinin yanında bilinen en etkili yöntemlerden biri olan Bilişsel Davranışçı Terapi yöntemi kullanılmaktadır. Bu tedavi yönteminde kişi terapiye uyum sağladığında ve değişim için motive olduğunda oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilmektedir.

Tedavinin bilişsel kısmı hastalara obsesyonla bağlantılı gerçekçi olmayan inançlarını tespit edip onları inceleyip alternatifler geliştirmeyi ve olumsuz inançların doğruluğunu test etmek için davranış deneyleri yapmayı içermektedir. Başka bir deyişle gerçekçi olmayan inançlar, düşünce eylem kaynaşması, abartılı sorumluluk algısı, belirsizliğe tahammül edememe ile ilgili çalışılır. Bu çalışmalar sırasında da davranışçı tekniklerden yararlanılır. Burada amaç davranışlar yoluyla düşünce ve inançlarda değişikliği sağlamaktır.

Tedavinin davranışçı kısmında kişi kaygı veren ve kaygı verdiği için kaçınma davranışlarını oluşturan düşüncelerle (obsesyon) aşamalı ve sistematik bir şekilde karşılaştırılmakta ve bu karşılaşmanın oluşturduğu anksiyeteyi azaltmak için devreye giren tekrarlayıcı hareketler önlenmektedir (tepkiyi engelleme). Hedef, düşüncenin oluşturduğu anksiyeteyi söndürmek ve alışma durumunun ortaya çıkışını sağlamaktır. Alıştırma tedavisi ve tepkiyi engelleme çalışmaları seans içinde planlanır ve terapist eşliğinde uygulanır. Kişinin bu uygulamayı ev ödevleri şeklinde seans aralarında, gerçek yaşam koşullarında da yapması beklenir. Böylece alışmanın pekişmesi ve kişinin bu yeni durumu yaşamına genellemesi sağlanmaya çalışılır.

RANDEVU ALMAK İSTİYORUM

Medaim Yanık tıp doktoru ve psikiyatrist. Ceren Acartürk, Feyzullah Gürdaş, Hümeyra Ergül, Kadriye Slocum İnce, H. Sevde Eskici, Taliye Akyıldız ve Hatice Kübra Işıldar ise psikologlarımız.