Çocukluk dönemindeki iyi anılarınızı bizimle paylaşın!

Çocukluğunuzda karşılaştığınız ve sizde olumlu bir etki bırakan davranışların öyküsünü bizimle paylaşır mısınız?

Biz psikiyatrist ve psikologlar, olumsuz yaşantılara dair öyküleri sıkça dinliyoruz ve böylece çocukların maruz kaldığı olumsuz davranışların etkilerini etraflıca gözlemleyebiliyoruz.

Fakat çocuklara iyi gelen davranışlar ve tutumlar hakkındaki bilgilerimiz kısıtlı. Çünkü işimizin doğası gereği, danışanlarımızın olumlu öyküleriyle daha az karşılaşıyoruz.

Şimdilerde, çocuklar üzerinde olumsuz etkiler bırakan tutum ve davranışları listeleyen bir çalışmayı tamamlamak üzereyiz. Fakat bizler, yalnızca çocuklar üzerinde olumsuz etkiler bırakan davranışları değil, çocuklara iyi gelen davranışları da öğrenmek istiyoruz. Resmi bütüncül şekilde görebilmek adına, çocukken karşılaştığınız ve sizin üzerinizde olumlu etkiler bırakan tutum ve davranışları bizimle paylaşmanızı rica ediyoruz. Elde ettiğimiz bilgilerden yola çıkarak, anne babaların çocuk yetiştirirken dikkate alacakları rehber bir metin oluşturmayı amaçlıyoruz.

Daha önce bunu “Mutlu Evlilik Çalışması” ile yaptık. Evliliklerinde sorunlar yaşayan çiftlerin öykülerini terapi seanslarında dinlerken, mutlu çiftleri arayıp bularak onlarla da görüştük ve deneyimlerini kitap haline getirdik.  Bu kitapla ilgili aldığımız olumlu geri dönüşler neticesinde, çocuklar için de böyle bir emek sarf etmeye karar verdik.

Çocukluk çağında, büyüklerinizle yaşadığınız mutlu öykülerinizi paylaşırsanız, anlatılan iyi davranışların toplumda yayılması için bir çalışma başlatacağız. Bu sayede, kendi öykünüzle başka bir çocuğun hayatına olumlu bir katkı yapmış olacaksınız.

Aşağıda, öykünüzü nasıl yazabileceğinize dair size fikir vermesi adına bazı örnek öykülere yer verdik.

Bir öykü şöyle: “Evin en küçüğüydüm. Bizim evde bir adet vardı. Her gece uyumadan önce, ev halkının tamamı sırayla bana masal okur veya anlatırlardı. Bu masalları dinlemek, benim için günün en güzel zamanıydı. Evdeki herkes benim masalcımdı.”

Diğer öykü: “Babam çok çalışan biriydi. Ama eve gelince başka bir adama dönüşürdü. Bizimle her gece oyunlar oynardı. Annem de bu sırada babamı hayranlıkla izlerdi. Hafta sonları mutlaka pikniğe veya ailece yemeğe giderdik.”

Başka bir öykü: “Anneannem beni çok severdi. Yaz tatillerinde köye gittiğimde, çok mutlu günler geçirirdim. Onun ağaçtan yapılmış bir sandığı vardı ve anneannem sandığın anahtarını beline takardı. Sandığın içinde pestil, ceviz, badem ve orcik olurdu. Beni gün içinde yanına çağırırdı, beraber sandığı açardık. Bu güzel yiyeceklerden istediğim kadar almama izin verirdi. Ne zaman ağaçtan yapılmış bir sandık görsem, anneannemin bana yaptığı bu özel muamele aklıma gelir.”

Bir diğer öykü: “Çocukken çok uzun ve güzel saçlarım vardı. Babam saçlarımı taramayı çok severdi. Beni yanına oturtur, uzun uzun saçlarımı tarar ve bana ne kadar güzel olduğumu söylerdi. Bu anlarda kendimi prenses gibi hissederdim. Bu durum zihnimde o kadar güzel duygular oluşturdu ki, şimdi kocamın saçımı taramasını istiyorum.”

Unutmayın, bize gönderdiğiniz anılarınızı sosyal medyada veya kitapta kullanabiliriz. Bu sebeple, ailenizden birinin veya başkalarının size yaşattığı bu güzel anıları yazarken isminizi kullanmayın. Kendinizi tanınmaz hale getirin. Öykünüz gerçek, kimliğiniz kurmaca olsun.

Bize yardımcı olun, iyi olan yayılsın!

Prof. Dr. Medaim Yanık
Psikiyatr

Kısaca çocukluk dönemindeki bir anınızı yazınız



Sizden Gelen Hikayeler 

 

“Karadenizin bir köyünde geçti çocukluğum. Babannemle zaman zaman başka bir köyde evli olan halamı ziyarete giderdik. Yürüdüğümüz yol dağların tepesinden ve ormanlıkların içinden geçerdi. Babannem önde ben arkasında onu takip ederdim. Aklım hep ormanlıkların içinde gördüğüm renk renk açmış ve değişik türdeki çiçeklerde olurdu. Onları yakından görmek ve çiçeklerini toplamak için ormanın içlerine dalıp ana yoldan uzaklaşırdım. Sonra babannemin beni unutup uzaklaşacağını düşündükçe korkardım. Koşarak yola inerdim. Onu yolda adımlarını iyice yavaşlatmış elleri arkasında bağlı hafif eğik yürür halde görürdüm. Bu anlar dünyanın en unutulmaz anlarıydı benim için. Keşif ve merak duygumun peşinde istediğimi yapabileceğim kadar serbesttim ancak ihtiyaç duyduğumda beni yolda bekleyen biri hep vardı. Nur içinde yatsın babanneciğim. Mekanı cennet olsun.”

 

“Ben küçükken okuma bilmediğimden dolayı annem ve babam bana resimli çocuk dergilerini okurdu. Bu da beni çok mutlu ederdi.”

 

“En mutlu zamanlarım teyzemin evinde geçen zamanlardı. Bana özel ilgi gösterdiğinden falan değil aslında. Teyzemin 5 çocuğu vardı. Evleri bahçeliydi. HEm özgür oyun alanı hem arkadaş dolu bir yer olduğu İçin orayı severdim. Bir de sadece orada takdir edilirdim, eşyalarımı kendim toplar düzensiz bırakmayınca teyzem hep aferin çok düzenlisin vb derdi. kendimi değerli hissederdim.”

 

“Çocukluğum bayramlarda ve tatillerde babaannemin evinde geçti. Kış vakitlerinde yorganın altında ayaklarımı alır bacak arasında ısıtırdı. Yatmadan önce hep ‘işe’ derdi bana. Böbrek taşın olur yoksa diye beni uyarırdı. Portakal kabuklarını güzel koksun diye sobanın üstüne koyar, sabah uyandığımızda ilk olarak gelip odanın kapılarını o soğuğa rağmen sonuna dek açar nefesten iyi ne var derdi. Ellerimi öper okuyacak kızın parmakları uzun olurmuş der karnemi ne zaman götürsem yanaklarımdan öper sonrada komşularına, benim kızım çok çalışkan diye anlatırdı. Bir kere hiç istemesem de zorla köye götürdü beni. Samanların arasında istediğim gibi yumularak oynamıştım. Sütün nasıl sağıldığını öğreneyim diye komşunun ahırına götürmüştü beni. Hele ki çörek yapıp sıcacık çıktığı gibi bana verdi mi nasıl özel hissederdim kendimi!”

 

“Biz beş kız kardeşiz ve en küçükleriyim. Kışın 5 kız yerde yer yatağı serip yattığımız zamanlar benim için çok güzeldi. Tabii uyumadan önce annemin bana yaptığı kakaolu süt ve ablamların kahkahaları ve muhabbetleri ( her ne kadar yaşımdan dolayı dışarda kalsam da izlemek bile güzeldi onları)”

 

“Beni çok sevdiğini bildiğim rahmetlik babaannem ergenlik çağımdan sonra hayatımla ve yaşantımla ilgili aldığım kararların hemen hemen yarısında etkili olmuştur .”

 

“Her gün derede balık tutar tekrar dereye bırakırdık günümüzü hep böyle geçirirdik ahh harika günlerdi.”

 

“5 yaş civarı sanırım; göğsümde minik bir yara vardı. Babam sıkısıkı sardı. Yüzünde ciddi bir ifadeyle. Hiç konuşmadan, ciddi ifadeyle!!! Şimdi anladım ki o minicik yara babam için çok büyüktü.”

 

“Ilkokul cağlarında her sene babam bisiklet almak için söz verir. Ama sene sözde kalırdı. Alamazdı heralde çocuk aklım onu düşünemezdi. Küserdim babama … Mahallede bisikleti olanlara defalarca bende binebilirmiyim diye yalvarır belki kısa bir iki tur atardım. Özenle baktığım çok zamanlar oldu ama hayatımda daha güzel şeyler yaratmaya çalıştım hep. Onların bisikleti vardı ama benim de elbiselerini kendimin dikmeye çalıştığım bebeklerin vardı. Onlarda benden isterlerdi. Evcilik oynar hatta yapraklardan dolma yapardık. Paylaşmak mutluluktu bana göre. Tıpkı şimdiki gibi….”

 

“Bizde bütün mahallenin çocukları kız erkek hepimiz sabahtan akşama kadar sokakta oynardık birde evden getirdiklerimizle piknik yapar kaldığımız yerden oynamaya devam ederdik şimdiki çocuklara çok üzülüyorum çocuklar sokak oyunu oynamayı paylaşmayı bilmiyorlar biz annelerde organ mafyası kaçırır biri bişeyi yapar güveniyoruz sokağa çıkıp oynayamiyorlar.”

 

“Babam köy yolu yapımda çalışırdı genelde. Çünkü köy hizmetlerindeydi. Yazın kasa kasa üzüm getirirdi. Annem yıkayıp dolaba sığmaz diye misafir odasında serin bi köşeye koyardı tepsi tepsi üzümleri. Ben de anneme görünmeden salkım salkım alırdım dışardaki komşu çocuklaryla birlkte bir köşede yerdik bol bol. Acaba annem görseydi kızarmıydı bana mahalle çocuklarına dağıtıyordum diye…”

 

“Babam Balık alırdı halden kazayla bütün komsuluklarla paylasirdik paylaşmayı unutmam mümkün değil şimdi öylemi kim aç kim tok görmüyoruz”

 

“Küçükken kardesişmle bayramda şeker toplarken hiç tanımadiğimiz biri şekerın yanında 1 tl kadar para vermişti ve rüzgar gülü almıştım kendime hiç unutamam çok mutlu olmuştuk,bu her bayramda aklıma gelir.Bayramlarda her kapıyı çalan çoçuğa gülümsüyor ve mutlu şekilde ayrılıyorlar kapımızdan.Kendımı özel ve değerli hissetmiştim ve tüm çoçukların bunu hissetmesini ve bilmesini istiyorum.”

 

“Çocukluk döneminden aklımda kalan en güzel anilardan birtanesi bayramlar da el öpmeye gittiğimiz akrabalar 4 kardeşin en büyüğü olarak bayram harçlığıni sadece sonra paylastirayim diye bana verirlerdi. Bende çıkışta parayi bozar bi güzel aramızda paylaştırirdim. Güvenmek. .sözünü tutmak. Kardeş olmak bu herhalde.”

 

“Bayram arefesinde alınan rugan ayakkabılar bu geleneği her yıl iki kez yaparak mutlu çocuk modumu besliyorum.”

 

“Kucukken babam ve annem derdiki konumun makamın ne olursa olsun her zaman saygili ol cevrene ve asla kibirlenme, boylece ogrendimki her seyden once edep onemli olan”

 

“Küçüklüğümde bütün yazları kuzenlerimle birlikte yaylada geçirirdim.İki kız kuzen sabah evden çıkar öğle yemeğine,öğle sonu da akşama kadar dağda,bayırda,ormanda özgürce gezer ve hiçbir korku duymazdık. Hazır oyuncaklarımız yoktu ve çamurdan koltuk,araba vs.yapar, meşe palamutlarını tabak yapardık.Kendi oyunlarımızı kendimiz kurardık.Ağaçlara çıkmak serbestti, tozda oynamak, hayvanlara dokunmak…Her tarafı güvenlik kameralarıyla dolu, güvenlik görevlilerinin olduğu bir sitede bile çocuklarımı yalnız başlarına oyuna gönderememenin acısını daha bir hissediyorum şimdi ve o özgür çocukluk günlerimi daha bir özlüyorum.”

 

“11 yaşında mersinden ankaraya yatılı okumaya geldim.yıl 1960. sömestirde mersine geldim. hava soğuk.şubat ayı…Deniz kokusunu nasıl özlemişim. Babam kayık kiraladı . O soğuk güneşsiz kapalı havada , paltolarımıza sarınıp kayıkla dolaştık. babamın bu davranışı beni çok etkilemiştir. Yani sadece sahilde dolaştırabilirdi de..”

 

” Beni mutlu eden tüm anılarım babaannemle… Onun ilk torunuyum. Üzüldüğüm, kırıldığım ne yaşasam teselliyi hep onun kollarında buldum. Rumlardan kalma damımız yıkılmış, biraz ilerisinde yazlık evin inşaatı başlamıştı. Sade dört duvar o evde kalmayı öyle çok istemiştim ki babaannem kıramamıştı. Dedeciğim kartondan kapılar yaptı ve günlerce üçümüz kaldık. Babaannem, anne-babamın kavgalarından kaçacağım bir limandı bana. İlk duamı o öğretti, Allah’ı sevdirdi, Cennete imrendirdi. Börek açarken minik bir hamur parçasını da benim önüme koyarak börek açmayı öğretti. Renkli çalı süpürgesi istedim diye dedeme evin karşısındaki tepelerden çalı toplatıp renkli yumaklarla bezedi, taşları süpürmeyi öğretti. Adil olmayı, güçlü durmayı ve daha neleri o öğretti… Masallarıyla koynunda uyuttu, masalsı bir çocukluk yaşattı. Ona çok şey borçluyum. “

 

” Pazar günleri tüm akrabalar ile 3-4 araba kız kalesine yüzmeğe gidilirdi. Şu an 70 yaşındayım… Çok eğlenirdik.. Zannederdim ki hayat hep böyle olacak… “

 

” Küçükken anneannemlerin köydeki evine giderdik.Köyde kuzenimle çok eğlenirdik buzdolabından bi şeyler alıp ailemizden izinsiz köyde bi yere saklanıp yerdik çok eğlenerek yapardık bunu.Köyü çok severdim.Orda koşarken ayağımın kanayıp kabuk tuttuğu günleri hatırlıyorum hayatımın en güzel günleriydi.Bir keresinde anneannemgilin köydeki komşuları beni çok severlerdi sürekli onlara giderdim.O komşularla anneannemgilin evi arasında sadece bir duvar vardı beni o duvardan komşuya bırakırlardı. Orda beni severler, yemek verirler, para verirlerdi. Bi daha o günlerin geri gelmesi için ne yapmazdım ki “

 

Ben 6 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğuydum. Babamın babası, ilk eşinden babam çocukken boşanmış. Babam maddi sıkıntılar içinde büyümüş. Çocukluğumda babam düz devlet memuruydu. Maaşı çok düşüktü. Sene 80 ler. Babam çok tuttumluydu, kendisine neredeyse hiç harcama yapmaz, çok sert bir karaktere sahip olsa da, varını yoğunu bize harcardı. Örneğin giydiği bir paltoyu hatırlıyorum, en az 20 sene giymiştir. ‘Oğlum, benim çifte buynuzlu davar sürülerim yok, okuyun, okuduğunuz sürece size destek olurum’ derdi hep. O dönemlerde sağ-sol çatışmaları vardı. Okulda bazı hocalar, aynı fikre sahip olmayan öğrencilere taraflı kırık notlar verebiliyorlardı. Bu yüzden karnemi aldığımda, mesela karnemde 7 olsa, babam, ‘o 7 değil, 70’ der ve iyi bir parayla abimle beni ödüllendirirdi. Ben de başarılı bir öğrenciydim. İmam Hatip lisesini birincilikle bitirmiştim. Babamın bende iyi izlenim bıraktığı bir yönü de, bana çok güvenmesiydi. Bir yere giderken, nereye gideceksin diye pek sormazdı, bilirdi ki, ders çalışmaya veya dönemin sosyal etkinliklerine katılmaya gidiyorumdur. Ama ben de onu yanlış şeyler yaparak mahçup etmemeye çalışırdım hep.

Dedem bir daha evlenmiş. 2. karısı bizi hiç sevmezdi. Dedemse deli dolu biriydi, bonkördü, bizi gizliden gizliye severdi. Kendisinden çekinsek de, bizi sevdiğini hissederdik. Bir ara babam bir rahatsızlığından dolayı tedavi için süt içmek zorunda kaldı. Sütün pahalı olduğu yokluk yılları…Öyle keyif için süt, yumurta yiyemediğimiz yıllar…Dedemin de inekleri vardı iki üç tane. Babam bana, dedemden süt almaya giderken, sütün parasını verirdi. Tam hatırlamıyorum ama, 5 lira gibi bir para verirdi. Bazen bir kaç sefer aldıktan sonra toplu olarak 20 lira kadar süt parası verirdi ödemem için. Süt almaya gidince, eğer evde dedem yoksa, üvey ninem parayı kesinlikle alırdı. Dedem evdeyse, parayı almaz ve, ‘hadi oğlum hadi, ne parası, sen onu harca’ der ve parayı almazdı. Toplu ödeme yapıyorsam o gün, benim için bayram olurdu. 20 lira bir çocuk için ‘deli’ paraydı o yıllarda. Onun için dedeme hep dua ederim. Rabbim dedeme rahmetiyle muamele etsin.

Annem de ayrı bir hikaye…Fedakarlık abidesi…Çilekeş…Hayatını bizim için paraladı, üvey kayın validesinden de çok çektiğini anlatırdı.

Geldiğim noktada, hep babamın okumamız için gayreti ve bana verdiği güven ile annemin nasırlı ellerinin payı çok büyüktür. Tesellim, yaptığım iyi işlerin sevabına ortak olmalarıdır. “

 

” Çocukken küçük bir ilçe olan memleketimize giderdik. İki şeyi hiç unutamıyorum. Bir tanesi kuzenlerimle sabah erkenden çıkar akşam geç saate kadar oynardık ve kimse bizi merak edip nerede kaldınız diye sıkıştırmazdı. Her türlü yaramazlığı veya güzel şeyleri serbestçe yapar, sonra paşa paşa evimize gelirdik. İkincisi de 8-10 tane kuzen ve bazı akşamlarda 30-40 tane akraba bir evde oturur yemek yer, körebe gibi oyunlar oynar, ondan sonra 8 çocuk yan yana yer yatağında yatıp uyuya kalırdık. “

 

” Anneannemin eskiden İstanbul’un en müstesna semti olan Süleymaniye camisinin arka tarafında 3 katlı cumbalı bir konağı vardı. Hafta sonları ve yaz tatili olduğunda ziyarete giderdik. Komşu çocuklarıyla seksek ve mahalle kültürü olan sokakta oyunlar oynar anneannemin bize özel hazırladığı çok lezzetli yemeklerinden yerdik. Mahalledeki komşuların samimiyeti ve farklı pişirdikleri yiyecekleri birbirlerine ikramlarını unutmuyorum. Anneanemin hazırladıklarınıda ben komşulara verirdim. Anneannem dikiş dikerdi benim elimede verdigi sürfile ve teyel yapma işini unutmuyorum. “

 

” Benim babam eski babalardandı, sevgiyi kız evladına özellikle göstermenin doğru olmadığının ögretildiği jenerasyondan. Ancak hiç unutmuyorum birgün tarlada annemle çalışırken beni eve çağırdı ve özel dolabının yanındaki sandalyesine oturtup dolabındaki helvasından bir parça keserek “Kızım bu senin için” dedi. Babamla hatırladığım en kıymetli anıdır. O gün beni sevdiğini anladım. “

 

” Hiç unutmuyorum annem bayramın renkli geçmesi için arefe gecesi biz uyurken yatağımızın ucuna şeker ve bir kart üzerinde evin bir yerinde sakladığı hediyemizi bulmamızı sağlayacak ipuçlu bir not bırakırdı. Ardından da bayram sabahı ilk şey evin icinde “sıcak-soğuk” oyunu ile beraber hediyemizi bulmamıza yardımcı olurdu. O kadar çok neşeli geçerdi ki bu anlar: hem dedektifçilik oynamanın mutluluğu hem de sonunda tam da ihtiyacın olan bir hediye ile karşılaşma. Allah annemden binbir kere razı olsun o anları yaşattığı için. Biz çocukların hayal dünyasına girmekten çekinmemişti… “

 

” Anne tarafından ilk torun bendim. Dedem ve ananem ilkokula başlayana kadar beni yanlarında büyüttüler. Dedemin kocaman bahçeli bir evi vardı. Biz anneannemle ikindi vaki bahçede piknik yapardık. Ben salıncakta sallanırdım ağaçların arasında gezinirdim. Dedem uzun saçı severdi. Bu sebeple saçlarımın kesilmesi yasaktı. Her banyodan sonra saçlarımı uzun uzun tarardı. Bu bana çok keyif verirdi. “

 

” Çocukken babam benim bir hatamı düzeltmek üzere yanına çağırmıştı.Bu toplantıya girmeden önce inanılmaz tedirgin olmuş, nasıl geçecek? babam ne yapacak? diye de içimde baya kıvranmıştım. Ama hiç unutmuyorum, beni karşısına almış ve öylece konuşmasına başlamış iken ilk önce sadece bir sürü iyi özelliğimi saymamaya başladı ve o sözlerle önünde başı eğik ve tedirgin oturmakta olan ben, her söz ile daha iyi nefes almaya, başımı kaldırıp gizlerine bakmaya, adeta da gülümsemeye başlamıştım. Ya bu muydu diyecekleri? diye şaşırmaya bile başlamıştım. İşte tam da bu anda babam hatama geçti. Ancak, olumlu özelliklerinin zihninde tazelendiği ben için artık hiç de o kadar korkunç ve başarılamayacak sözler değillerdi onlar. O günden sonra, yaşadığım ve karşılaştığım her zorlukta babam ilk önce iyi özelliklerimi hatırlamanın önemi ve değerini öğretmişti bana. Hayatta başarıya ulaşmak bu sebepten ötürü artık çok daha kolay olmuştu. Ne kadar teşekkür etsem az. “

 

” Ben 56 yaşındayım, annem babam sağ çok şükür olsun. Babam çok çalışkan bir adamdır (hala öyle) anneme iyi bir eş bize de çok iyi bir baba olmuştur. Annem 18 yaşında Bulgaristan’dan Türkiye’ye babam ve ailesiyle birlikte 20 günlük gelin gelmiş ve giriş çıkışlar 16 yıl yasaklanmış. Annesini bir daha yalnızca 2 kere babasını da 1 kere görmüş vefat etmişler onun için hayatı yalnızca çocukları olmuş bir kadındır. Bizi pazar sabahları kuzune de pişen çörek börek kokusuyla uyandırırdı.(sobaları yakar, çörekler pişer kokusunu duyalım diye odaların kapısını açardı). Beni pişmiş hamur kokusu hep, 3 kardeş ve annemle, babamla ettiğimiz kahvaltılara götürür ikisini de, kardeşlerimi de çok seviyorum daha neler anlatabilirim bu ilk aklıma gelen (burada çok sevdiğim iki cümleyi yazmak istiyorum 1. ANNESİNİN DOYURAMADIĞINI KİMSE DOYURAMAZMIŞ. 2.İNSANIN ANAVATANI ÇOCUKLUĞUDUR. Kime ait olduklarını bilmiyorum beni affetsinler. Çocuklarımı da onlar benim kısmetim, kısmete hizmet gerekir mantığıyla büyüttüm ben onlardan razıyım, Allah’da onlardan razı olsun. Sevgiler, sevgi her şeyi çözer. ”

 

” Çocukken dizlerimde yoğun bir ağrı olmuştu, dedemin ortopedisti çok ünlü bir doktor vardı, o zaman bağdat caddesinde muayenehanesine giderdi. Ben ise 6-7 yaşlarındaydım, çok geniş bir aile olduğumuz için hep kalabalık ortamlarda dedemle görüşürdük, dedem ile daha önce ikili, birlikte bir anımız hiç olmamıştı, o gün rahatsızlığımı öğrenen dedem kendi randevusunu alırken bana da almış, annem, babam ve dedemle birlikte gitmiştik o doktora, dedem muayene olduktan sonra sıra bana geldi, doktoru çok sevmiştim, mutluydum dizimde kötü bir şey de yoktu sonra çıkışta, annem ve babam doktorla konuşurken biz dedem dışarı çıktık, dedem bana dondurma ısmarladı ve birlikte bir masaya oturup, sohbet edip dondurmalarımızı yedik, dedemin beni sevdiğini ve bana değer verdiğini o gün hissettim, bu anı hiç unutmadım dedem vefat ettikten sonra hep aklıma gelir ve mutlu olur, onu güzel şekilde anarım. “

 

” Anneannemgile tatillerde her gidişimizde dört teyzem, anneannem ve dedem bizleri kapıda karşılar her biri heyecanla bize sarılırdı. Ardından da bizim icin hazırladıkları yemeklere, hediyelere gelirdi sıra. Ne kadar değer verildiğimizi, sevildiğimizi hatırlıyorum. “

 

” Biz kalabalık bir aileydik dedemi çok severdik ama sadece biz değil bütün mahalle akrabalarımız da çok güzeldi. Her yaz biz memleketimizdeki kaplıcaya gider yaklaşık bir ay kalırdık. Saat beşe kadar havuza kadar ondan dedem bizi alır gezdirir tabii seccadesi hep yanımızdaydı. Biz oyun oynarken etrafında o namazını kılar teşbih çeker bizim gürültümüzden hiç rahatsız olmazdı. Şu anda 50 yaşındayım kardeşlerim kuzenlerim hepimiz dedemle yaşadığımız o anları hatırlayınca çok mutlu oluruz. Dedem camii hocası ve hafızdı onun güzel ahlak timsali olması bizlerin bugün islamı anlamamızı ve güzel yaşamamızı sağlamıştır. Dedem avukatlık yaptığım dönemde de dahi benim mutlu olmamı sağlamıştır. Müvekkillerimden sen Süleyman Hoca’nın torunumusun o zaman sende yanlış yapmazsın o çok insan diye bahsetmeleri yokluğunda dahi beni mutlu eden güzel insan. Bütün böyle güzel dedelerle büyümesi temennisiyle. Biraz uzun oldu ama dedeciğim 12 yaşına kadar bizimle yaşadığı her anda bizi çok mutlu etti. Mekanın cennet olsun canım dedem. “

 

” Ben küçükken abim ramazan ayında kadayıf dökerdi 2 abimin kaldığı 2. evimizin anahtarı vardı bende abimler her işe gittikten sonra eve girer abimin ceketin cebinde her zaman mutlaka bir yada iki kocaman meyve olurdu nar, elma, armut ve benzeri onları bir güzel yerdim ertesi gün yine aynı şekilde meyve bulurdum öyle zannediyorum ki eve giren bir fındık kurdunun farkındaydılar ama meyve hiç eksik olmazdı abi mi rahmetle anıyorum nur içinde yatsın mekanı cennet olsun. “

 

” Biz 3 kız kardeştik, babaannemizi çok severdik onu ziyarete gittiğimizde, gece onunla yatmak isterdik, o da hepimizi mutlu etmek için iki karyolayı birleştirir 4 kişinin yatacağı bir yatak haline getirirdi. Fakat bu seferde kim babanemin yanına yatacak diye tatlı atışmalarımız olurdu, babaannem de kendi rahatlığından, uykusundan feragat ederek bizim için o iki karyolanın ortasına yatardı, sabah kalktığımızda da babaannemin her yeri ağırmış ve beli tutulmuş olarak kalkardı, ama babaannem tek kelime şikayet etmez, bizlere yansıtmazdı, torunlarım istedikten sonra ben taşta da yatarım derdi. Bu anımız kızkardeşlerim ve benim unutulmayan çocukluk anılarımızdandır, babaannem vefat edeli yıllar oldu ama hep babaannemden konu açılınca bu anı aklıma gelir, onu rahmet ve minnetle anar ve ona dua ederim. “

 

” Ben on yaşındayken annem babam ve ben komşuya oturmaya gitmiştik (bu arada dokuz kardeşiz). O gün kendimi talihli hissettim çünkü hiç bir zaman yanlarında çocuk götürmezlerdi. Ev sahibi çay ister misin dedi babam içmez dedi yine de ev sahibi bana çay getirmişti çok mutlu olmuştum! Şu an aradan yirmi dokuz sene geçti. Bu güne kadar bekarlığımda da kendi evimdede çocuklar benim baş tacım en değerli misafirlerimdir. Bana verilen bir bardak çaydan dolayı… ”

” Anneannemin yanına köye giderdim. Anneannem sütten tereyağ yapardı. Tereyağ yaparken beni temizlik açısından yanına yaklaştırmaz ama uzaktan sohbet ederdik. Onu iş yaparken izlemek, tatlı diliyle sohbet etmek çok hoşuma gidermiş, büyüyüp o anları özlediğimde anladım. 6 yaşlarındaydım. Bir de ben uyanınca neşeli bir şarkı söyler, güne gülerek başlatırdı. “

 

” 9-10 yaşlarında iken, bayramlık elbiselerimi giymiş arkadaşlarla oynamaya gitmiştim. Arkadaşların yanına varmaya 5-6 metre kalmıştı ki bi de baktım bütün arkadaşlarımın elbiseleri eski (fakir bir mahallede idik, biz de fakirdik), aniden döndüm eve koştum eski elbiselerimi giydim geri döndüm. En yeni elbiselerimi giymiştim ama arkadaşlarımın yeni elbiselerinin olmadığını görünce birden bir üzüntü duydum ve ben de onlar gibi olmak için böyle bişey yaptım, bu da benim bi anım işte. “

 

” Çocukken yaz tatillerinde köye giderdik. Çok sevdiğim bir oğlağım vardı ve tüm gün onunla koşup oynardık, yorulmak nedir bilmezdik. Köyde imkanlar çok kısıtlıydı ama insanlarla hayvanların dostluğunu ve içimi kaplayan o müthiş huzuru hala unutamıyorum. “

 

” Bir döneme kadar köyde yaşamış biri olarak şehir merkezine taşındıktan sonra her fırsatta köyümüzün yolunu tutuyorduk. Yeşilin değişik tonlarıyla iç içe bir yapısı olan köyümüzde geçmişin bakiyesinin son temsillerini yaşama fırsatı bulmanın mutluluğu paha biçilemez. Bu noktada bazı imgeler canlanıyor ve bunları kayda geçirmeyi değerli buluyorum. Öncelikle yaşlıları ayrı bir ihtimamla sevmenin ve sevilmenin verdiği enerji çocukluğu dair hatıralarımın ana noktasını oluşturuyor. Onlarla birlikte bir şeyler yapmak, evde, atölyede, sokakta, camide, bahçede, bayramda, cenazede hasılı hayatın her anında yapıp etmeleriyle yer yer pasif alıcı olarak yükledikleri. Yol üzerinde bulunan mezarlar ile Yahya Kemal’in o meşhur sözünün tecrübe edilmesi. Cenazelerde suretlerdeki muhasebe yansımaları, mevlitlerdeki akış, bayramlardaki rutinlerimiz, arada yaptığımız yaramazlıklar, büyüklere saygı-hafif korku eşliğinde, futbolun beşiği Trabzon’da top sevdamız, maddi imkanların mahdudiyeti ile yaşanan kırılmalar, ne şehirli ne köylü olamadan eşikte araçta kalmanın yükledikleri. Bugün kaliteli mekanlarda zevki selim-i görgümüz nisbetince yaşamaya çalışırken bir yandan da “varoş” tanımlamasına maruz kalan ara sokakların varlığını unutmayı besleyen köklerdir çocukluk dönemim. İlginçtir o yeşil köydeki güzellikler ebedi aleme irtihal ederken, fiziki yapısı ruhumuzun dikey ve gri yansımalarıyla dolup taşıyor. Maalesef köyü artık görmeye tahammül edemiyor, o güzel anıların varlığını hiç mi hiç unutamıyorum. “

 

” 60’lı yılların Adanasında sarı saçlı mavi gözlü ve güzel elbiseli oyuncak bebek ve istediğim tonda pembe oje bulmak için kentin altını babamla üstüne getirmek ondan kalan tek güzel anımdır.Derim ki çocuklarınız için yaptıklarınız hiç unutulmaz. İyisi de kötüsü de. “

 

” 7 yaşındaydım. Bir gün okuldayken bir akrabamın elinde çok güzel bir pastel boye seti görmüştüm. Hala hatırlarım çanta şeklinde kocaman bir kutusu vardı. Çocukluk işte, eve gelip öyle bir boya seti gördüğümü ve çok beğendiğimi söylemiştim. Ertesi günde resim dersimiz vardı onu da söylemiştim. Ertesi gün okula gittim ve resim dersinde aniden kapı açıldı babam içeri girdi masama beğendiğim pastel boyayı bıraktı, gülümsedi al kızım dedi ve gitti. Benim boyam için koştur koştur işten çıkmış ve okula derse yetişmişti. 22 yaşındayım, hala her sene bu olayın beni çok mutlu ettiğini babama anlatırım. “

 

” Giresun’un Bulancak ilçesinde büyüdüm. Şu an 34 yaşındayım ve 2 çocuk annesiyim. Çocukluğumda oturduğumuz mahallede kız erkek ayrımı olmadan akşam ezanı saatine kadar dışarılarda oynardık. Mahallemizde terziliğe merak salmış abim yaşlarında bir arkadaşımız vardı. Evlerimizden annelerimizin kullanmadığı perde çarşaf tarzı şeyleri ona götürürdük. Sonra o bunlardan kıyafetler tasarlardı ve bir gün mahallenin ortasında annelerimiz ellerinde çekirdek çitler vaziyette defile yaptık. Biz mahallenin kızları da o kıyafetleri giydik. Çok beğenilmişti ve çocukluğumun en güzel anıları arasına girdi. Yaz akşamları evlerin kapılarına örtüler serilir anne babalar çaylarını içer çocuklar oynardı. Acıkan olursa ekmek arası peynir domates verilirdi hemen ama anneler babalar evde ise akşam ezanına kadar eve girmek gerekirdi. Şimdi anne babalar sürekli çalışmak zorunda çocuklar ya kreşte ya babaanne anneanne yanında. Özlemim çok büyük… “

 

” Büyük çocuklar beni ip atlama oyununa almıyor diye annemin parça bezleri örerek ip yapması ve babamla karşılıklı ipi sallayarak beni oynatmaları, babamın bizimle türkü söyleyerek çocuklarıyla beraber halay çekmesi ve dizlerine uzanıp saçlarımı taraması çocukluk anılarımdan içimi ısıtan zamanlardır. “

 

” Küçükken kardeşimle bayramda şeker toplarken hiç tanımadığımız biri şekerin yanında 1 tl kadar para vermişti ve rüzgar gülü almıştım kendime hiç unutamam çok mutlu olmuştuk, bu her bayramda aklıma gelir ve ben de elimden geldiğince yapmaya çalışırım. Bayramlarda her kapıyı çalan çocuk gülümsüyor ve mutlu şekilde ayrılıyorlar kapımızdan. Kendimi özel ve değerli hissetmiştim ve tüm çocukların bunu hissetmesini ve bilmesini istiyorum. “

 

” Orta birdeydim köyden şehire gidip geliyordum okul için, 60’lı yıllardı. İftiharname almıştım (takdir gibi üstün başarılı belgesiydi). Dedem çok mutlu olmuş ve benim iftiharnamemi gömleğinin cebine sokup köy kahvesine arkadaşlarına göstermeye gitmiş. Sonra orada onu gören komşularımız bize tebriğe gelmişti. Büyüklerimin beni takdir etmesi beni okula ve okumaya karşı çok motive etmişti. “

 

” Bolu’da eskiden sadece 20 günlük panayır-lunapark kurulurdu 70’li yılların başı. Babamla annem imkanlarımızı zorlar bizi mutlaka oraya bir kaç kez götürürlerdi. Her gittiğimizde orada kurulan lokantalardan güzel yemekler yerdik ve istediğimiz oyuncakların hepsine istediğimiz kadar binmemize izin verirlerdi. O günleri çok mutlu hatırlıyorum. “

 

” Biz küçükken köyde yaşıyorduk. Dedem de ilçe merkezinde yaşıyordu. Orada cumaları pazar kurulurdu. Dedem torunlarını çok severdi. Her cuma günü dedem sabah ilçenin girişinde bir yerde otururdu, orada torunlarının köyden gelmesini beklerdi, geleni hemen kasaba götürür orada et yedirirdi. Her cuma elden ayaktan düşene kadar bekledi bizim gelmemizi. Orada dedemin bizi bekliyor oluşunu bilmek bizi çok mutlu ederdi. “

 

” Sene 1963 bizim komşu İstanbul’a gitmişti, oradan Galatasaray armalı bir ceket getirmişti satmak için. O ceket hem başka bir komşu çocuğuna hem de bana uyuyordu. Yani biz de almak istiyoruz onlar da almak istiyorlar. Onlar 20 lira verdi babam 22 lira vererek aldı o ceketi ben çok mutlu olmuştum. Babam kısıtlı imkanlarımıza rağmen ben mutlu olayım diye ona fazladan para vererek bana almıştı. “

 

” Annem ben 6 yaşındayken vefat etti, şu an 83 yaşındayım. Eskiden böyle giysiler hazır kıyafetler yoktu. Daha annem vefat etmeden, 40’lı yılların başıydı, bir bayramda bize (ablamla bana) babam çok güzel kumaşlar getirdi ve onlardan elbise diktirdi. Elbiseleri giydik ve babam hadi şimdi bu elbisenin üzerine annenizin çeyizinden kendi seçtiğiniz birer yazma (oyalı başörtü) örtünün dedi. Ablam pembe ben de ceviz yeşili bir yazma seçtim. Babam şeker toplarız diye elbiselerimize cep de diktirmiş, şeker toplamaya gittik. O yoklukta yaşadığımız o mutluluğu unutamıyorum. Babamın biz küçük olduğumuz halde bizim isteklerimize önem vermesini de hep mutlulukla hatırlarım. “

 

” Babam bana bakmak için bir gün işten izin almıştı. O gün ben ne istersem yaptı, dışarıda gezdik parka gittik, pide yemeye gittik (çok severdim), eve kıyma alıp geldik kıymalı yumurta yaptık, istediğim oyuncakları da almıştık. O gün çok çok mutlu olmuştum uzun süre annemlerden başka bir şey istememiştim ve babamla dolu dolu yaşadığımız harika bir gün olmuştu. “

 

” Küçükken yazarların hayatını çok merak ederdim. Bir yazarın denemelerini okumaya başladım. Kitap okumayı çok sevdiğimden kitabımı yanımdan ayırmazdım. Bir gün başucumdaki kitabı sabah okula giderken salonda buldum ve aceleyle çantama atıp çıktım. Okula gidip kitabı okumaya başladığımda babamın bütün gece kitabımı okuyup yanına küçük notlar yazdığını gördüm. Bir denemede yazar, kargalardan nefret ettiğini yazmıştı. Babam ise yanına senden küçük her şeye merhamet etmelisin, hayvanlardan nefret edilmez diye not düşmüştü. Bu beni çok duygulandırmıştı. Hala kitabı saklıyorum. “

 

” Babamlar okulla yemeğe gitmişler, ders saatinde öğrencileri ile birlikte (babam öğretmen). Sonra okula döndüler, ben de aynı okulda başka bir öğretmen tarafından okutuluyordum. Okul çıkışı babamla bir burgerciye gittik (Bolu’daki tek burgerciydi o zaman), niye buraya geldik diye sorduğumda “öğrencilerimle buraya geldik hamburger yediler, onlar yerken içime takıldı o yüzden getirdim” dedi. Babamın her koşulda beni düşündüğünü hissettim. “

 

” Biz 5 kardeştik, ben 10 yaşındaydım en küçük kardeşim 2 yaşındaydı ve annem ev işleriyle çok yorulurdu. Babam ise yoğun çalışırdı bazen onu görmediğim bile oluyordu. Annem ayda 2-3 kere pazar günleri kahvaltıdan sonra mutfağın kapısına “bugün bu mutfakta grev vardır” diye yazıp asardı. Babam da gülümseyerek karşılardı ve bizi yemeğe götürürdü. Ailecek zaman geçirir alışveriş yapardık. “

 

” İlkokulda kardeşimle ben öğlenleri teyzemlere yemeğe giderdik. Ben ekler pasta çok severdim. Teyzem bizi okuldan aldı eve giderken ben önden gidip pastaneye girdim ve cebimdeki 25 kuruşla bir tane küçük ekler pasta almak istedim. Pastaneci o paraya pasta veremeyeceğini söyledi sonra teyzem arkamdan geldi ve ne olduğunu anladı. Bir kilo ekler pasta aldı o gün ve mutlu mutlu eve gidip onları yedik. Teyzemin benim hep yanımda olacağını hissettim o gün. “

 

” Dedem büyüklerin çekindiği ciddi bir adamdı ve köyün imamıydı. O ciddiyeti çocukların yanına gelince kaybolurdu. ben dahil bütün çocuklarla çocuk olur onların oyunlarına katılırdı. O yaşına rağmen taklalar atar koşardı ve bizi eğlendirmeye çalışırdı. “

 

” Bir gün folklor gösterisi vardı, ben 3 ay hazırlanmıştım bu gösteri için. Annem unutmuş babamın ise işi çıkmış. Herkesin ailesi oradaydı, ben tam ağlarken arkamı dönüp baktığımda teyzemi gördüm, çok mutlu olmuştum. Teyzem ben ağladığım için gösteriden sonra beni gezmeye götürdü bana hamburger ısmarladı. Benim için çok kötü hatırlayabileceğim bir günü şu an çok mutlu hatırladığım bir güne çevirdi teyzem. “

 

” Sağlık ocağına muayene olması için kardeşimi götürdüm. Orada doktor muayene edip ailemin nereli olduğu ve ne iş yaptığı ile ilgili sorular sordu. sonra babamla tanışmak istediğini söyledi. Ona da özel bir kolejden burs ayarlayabileceğini söylemiş, bizim yetenekli olduğumuzu söylemiş. Kendimi çok özel hissetmiştim ayrıca bir doktorun çocuklarla olan bu iletişimini şu an düşündüğümde çok kıymetli buluyorum. “

 

” Ablalarımın çalıştıkları yerde ara sıra işçilere moral olsun diye tatlı dağıtılırmış. Ablalarım ise paylarını saklar akşam ben ve kardeşlerime verirlerdi. İyi ki kocaman bir aileyiz. “

 

” Bir gün bana yeni bir eşofman takımı alınmıştı, babaannem dedem annem ve babam beni giydirmişti ve bana salonda küçük çapta bir defile yaptırıp bana iltifat etmişlerdi ve belki de benim hareketlerimle eğlenip mutlu olmuşlardı. o gün benim için hala capcanlı ve çok mutlu olduğum bir gün. “

 

” Uyumadan evvel bir gece annem bir gece babam mutlaka hikaye kitabı okurlardı. Annem dünya klasikleri serisi, babam peygamberlerin hayatını. Otomatik olarak o kadar çok şey öğreniyormuşsun ki sonradan herkesin okuyup öğrenmeye çalıştığı çocukken olunca bir de kalıcı oluyor sanki doğal olarak insanların bildiği şeylermiş gibi sanıyordum onları. “

 

” Annem isterse iki gündür uykusuz olsun bana elleriyle beslenme çantamı hazırlardı, babam da erken saatte servis beklediğim için her zaman benimle bekler bana o sırada birşeyler okurdu dersim varsa kitabımı açar sorular sorardı tekrar yaptırırdı tarih coğrafya bildiği şeyler. Bazen olur ya oluyor kızdığın zamanlar oluyor bazı davranışlarına, o zamanlar bunlar gözlerimin önüne geliyor mesela, senin için her sabah kalktılar diyorum kendime. “

 

” Annemle babam bizi kardeşler olarak birbirimize çok emanet ederlerdi evde çok olamadıkları için. Ben kardeşlerimin annesi gibi olma sorumluluğunu almış olurdum, erkek kardeşim abimiz olma sorumluluğunu almış olurdu, en sonuncu küçük kız kardeşimiz bizim yardımcımız olma sorumluluğu. Bunun da hem kardeşlik ilişkimiz açısından hem de ileride aslında karşılaştığımız her insandan sorumluyuz birbirimize emanetiz diye düşünce biçimi oluşturduğunu sanıyorum. “

 

” Annem işi var diye bizi işinin dışında tutarak kazara hayatının dışında tutmuş olmadı. Mutfakta da işte de istersem annemle birlikte olabilirdim, farklı şekillerde belki ama gayet de olabilirdim belki mutfakta çilek yıkarken belki hastanede reçete bitince gidip reçete alırken annem için.Annemin bazı sözleri vardır hayatımda çoğu zaman kararlarımı belirleyen, bunlardan biri mesela derdi ki şu an bu anı zorlaştıra da bilirsin şu davranışınla ama kolaylaştıra da bilirsin şu şekilde yaparak diye bana yol gösterirdi hep söylerdi. Diyelim istemiyorum bir şeyi yapmayı, böyle yapma diyip bırakmıyor orda kesmiyor, ama onun yerine şöyle yaparsan bana kolaylaştırmış olursun biz birbirimize kolaylaştırırsak yardım edersek Allah da bize yardım eder zor anlarımızda diye hep anlatırdı. “

 

” Annem babam ne kadar yorgun olurlarsa olsunlar eve geldiklerinde bizimle olmak istediler Tv yerine ve hadi bana kitap oku ben de seninle dinleneyim derlerdi mesela, bizi dinlenme sebebi olarak gördüklerini söylerlerdi. İkincisi annemin iş yerine çok sık giderdik, hasta bekleme odasında oturur, kitap okur, resim çizer, üç kardeş hastaneyi turlar, bekleme sandalyelerinde uyur, oyun oynardık. Doğumhanede uyuduğumuz o kadar çok olurdu ki. “

 

” Çocukluğum deyince ilk tabii anne-baba geliyor akla, iki tane çok çok yoğun çalışan insan ama ilk aklıma gelen akşamları çok oyun oynadığımız, babamla fiziksel daha çok, koşturma taklalar atma, minderlerden kuleler yapıp atlama. Annemle ise mutfakta iş yapmayı annemin oyun haline getirmesi. Şimdi görüyorum mesela anneler çocuklarına yapamaz batırır diye eline hiçbir şey vermiyor, neredeyse mutfağa sokmuyorlar. Bizim öyle değildi, herşeyi keşfetme herşeyden icat çıkarma mucitlik yapardık.Annemin mutfağı oyun haline getirme ve bize eminim anne sınırı koyduğu halde benim kendimi onun yanında icat yapacak kadar en özgür hissetmeme sebep olacak bana alan açması davranışlarıyla bende güzel anılarım arasında. “

 

” 90’larda sokakta oynarken oyunla öyle büyülenirdim ki, sadece bir ödül vaat edildiğinde oyuna kısa bir ara verirdim. Mesela amcam, bakkala-kasaba gitmem için evinde düzinelerce bulundurduğu cipslerden vererek kandırırdı her seferinde beni, çok hoşuma giderdi. Bir keresinde yaz günü camiye gittiğimde farzı kılmayı beklerken çıplak ayağımla oynamaya başlamıştım, bir büyük geldi ve başımı okşayarak elimizin ayağımızdan temiz olduğunu söyleyerek beni uyarmıştı, o sevecen üslubunu unutamadım. “


” Okula yeni başladığım zamanlarda amcam bir matematik kalem, cetvel seti hediye etmişti. Şimdi onun çocuklarına baktığımda o anlar geliyor aklıma. Allah’ın izniyle atandığında ben de bu çocukları ve başka çocukları mutlu ederim umarım. “

 

” Babam inşaat işçisiydi öğretmen okulundan terk bize kitap getirirdi sonra oradaki karekterleri canlandırmamızı isterdi annem okuma yazma bilmezdi eve her gün gazete gelir annem köşe yazılarını bize okuturlardı. “

 

” Bayramda feribotla şehirlerarası yol gidiyorduk. Gemi kantininden alacaklarıma bayram harçlığım yetmemişti. Elim boş geri döndükten bir süre sonra kantindeki görevli bir el işaretiyle beni geri çağırdı: “5 liralık istediğin şeyi alabilirsin, başka bir abi ödedi hesabını” dedi. Hiç unutmadığım bir anıdır. “

 

” Kocaman sülalemizde amcam ve ben hariç herkes İngilizce öğrenmişti okulda. Bizse fransızca. Amcam her fırsatta benle pratik yapar, beni konuşturmaya çalışırdı. Dil öğrenmeye merakım ve azmim küçük yaşta başladı ve devam etti. Büyük kuzenim düzenli olarak kütüphaneye gider, kitap alır ve okurdu. Onun okuma sevgisi beni çok etkilemişti. İlkokulda beni de kütüphaneye kaydettirmesini rica ettim. Beraber gittik. Türk edebiyatının nadide eserlerini o sayede okudum. “

 

” Babaannem, okuma yazması olmadığı için, ilkokula giderken gazeteden köşe yazıları okuttururdu bana. 80 ihtilali yeni olmuş. Özellikle siyasi yazılar. Memleketimizin dünü, bugünü, geleceği hep derdim oldu o yüzden. Dert derken iyi anlamda:) Hep önceliğim oldu. Çocukluğumda mahalledeki tüm komşuların bakkal çırağıydım. Hep beni gönderirlerdi. İnsanlara yardım etmek, yüzlerinde gülümseme görmek ve dualarını almak beni hala çok mutlu eder.”

 

” Ortaokulda Fen Bilgisi öğretmenimiz dersin son 10 dakikasında okuduğu dünya klasiklerinden bahsederdi. Merak uyandıracak şekilde. Lise bitmeden belli başlı tüm klasikleri bitirmiştim ondan aldığım şevkle… İlkokul 5. sınıfta öğretmenim, 1. sınıfların öğretmeni hasta olunca beni o sınıfa gönderirdi. O gün bugündür ne öğrensem birilerine öğretme ihtiyacı duyar ve karşılıksız öğretirim. Küçük teyzem, her fındık toplamaya gidişimizde bana saatlerce masallar, hikayeler anlatırdı. 6-7 yaşlarında… Kitapları, okumayı hep sevdim. Bir de anlatmayı… “

 

” Babaannem okulda yaptığım her ödevi, o gün öğrendiğim yeni bir bilgiyi bana okuturdu, ilgiyle dinlerdi. Yazdığım her kompozisyonu eve gelen amcalarıma da dinletir, takdir ederdi. Okul hayatım boyunca ders yapmak, ödev hazırlamak benim için hiç külfet olmadı. Akademik olarak hep başarılı biri oldum. Babaannem yanımda siyasetten, ticaretten, günlük yaşama dair her konuyla ilgili amcamlarla sohbet ederdi. Yetişkin olduğumda okuyan, gündemi takip eden biri olmak benim için hiç zor olmadı. Her gün Kur’an okuyan ve 5 vakit namaz kılan bir babaannem vardı. Beni her yaz Kur’an kursuna gönderen. İnanç ve ibadetin hayatımdaki temelleri o zaman atıldı. Kimse demeden, 11 yaşımdan beri namaz kılıyorum. “

 

” Küçükken bir bardak kırmıştım. Annem kızacak gibi oldu ama babam “hiç bir şey olmaz kızım sana bir şey oldu mu?” dedi ve beni kucağına alıp sevdi. “Sana bir şey olmasın da kırılan tabak çanak olsun” dedi. O kadar mutlu olmuştum o kadar sevinmiştim ki ben de hiçbir zaman kırılan şeylere önem vermedim, çocuklarıma “hiç önemli değil, size bir şey olmasın” dedim. “


” Karşı komşu teyzem benim için anne yarısı gibiydi. Babam dışarıda, annem evde hep çalışıyordular. Benimle ilgilenemedikleri zamanlar olurdu. Böyle zamanlarda karşı komşumuza giderdim. Bir gün yine evde bunalmışken komşu teyzemlere gitmiştim. Salonda kucağına yattığımı ve onunla vakit geçirdiğimizi hatırlıyorum. Öylece beraber geçirdiğimiz bir sürenin sonunda bana “Biraz da Kur’an okuyabilir miyim?” diye sorup izin aldığını, ben “hayır, beni sevmeye devam et” dedikten sonra da, “peki öyleyse, sonra okurum” deyip beni sevmeye devam etmesini hatırlıyorum. Allah rahmet eylesin. Gönlümüzü hep hoş tutmak isterdi. Bir de bunu ben hatirlamiyorum ama annemin anlattigina göre, kendisine misafirliğe gelen cocuklara da annelerinden ayrı tabak koyarmis her birine deger verirmis ♡ “

 

” Babam işten gelince üzerine mont geçirip hayalet numarası yapar bizi yakalamaya çalışırdı. En küçük ben olduğum için genelde yakalanan ve öpülen ben olurdum. “


” Amcam her akşam beni arayıp ben senin sesini duymadan yapamıyorum derdi. Beni görmeden yapamaz memleketten bizim şehrimize gidip gelirdi bu benim canım hayat suyum derdi bana . Vefat etti ben de onun mesleğini seçtim. “

 

” Çocukken her karne zamanı babamın notlarımız ne olursa olsun aksam eve yaş pasta ile gelişini hiç unutmam. Babam eve pasta ile gelir, karnelerimize bakar, sonuclar ne olsun aferin güzel çocuklarıma deyip bizi öperdi. Aslına orta okulda notlarım düşmüştü, eve mahcup gelirdim ama anne ve babamın tepkisi hiç değişmezdi. Koşulsuz sevgiyi böyle tattım, kızıma da bunu yapmaya çalışıyorum. “

 

” Annem babam öğretmendiler, evimizde iş bölümü vardı, 5 kişilik bir ailedeki, en küçük kişiydim. Babam her sabah kahvaltımızı hazırlar, annem de o sıra beni giydirirdi, bana bakacak kimse olmadığından, beni de küçük yaşıma rağmen, okulunun ana sınıfına bırakır zaman zaman teneffüslerde gelir beni yoklardı. Arabamız yokken daha çok gezerdik küçükken, Gülhane parkına gider, piknik yapar düzenlenen konserlere katılım sağlardık, babam beni ezilmeyeyim diye omuzlarında taşırdı.Beşiktaşa sahile piknik yapmaya giderdik, oradaki park bize lunapark gibi gelirdi. Bir yandan denize karşı oturup gemileri izlemek bir yandan parkta doyasıya oynamak unutulmazdı. Ramazan’da oruç tutmak için can atardım. 3. Sınıftan beri aralıksız oruç tuttum, annem ve babama beni kaldırmalarını söylerdim sahura ama kaldırmazlardı küçük olduğun için, aç aç oruç tutardım, gece yatmadan önce yatağımın yanına beni gece uyandırın diye not bırakırdım, kaldırmadıklarında aç oruç tuttuğum icin kaldırmak zorunda kalırlardı. Annem tuttuğum oruçları satın alırdı senin tuttuğun oruçlar çok kıymetli diye çok hoşuma giderdi. Yaz geldiğinde babam dua öğrenmemizi isterdi o işten gelene kadar dua öğrenmeye çalışırdım, gelince okur ezberimi dinlerdi ve her öğrendiğim dua için para verirdi. Babam beslenmemize önem verirdi, ders çalışırken meyvelerin kabuğuna kadar soyar dilimler, tabakta odama getirirdi, bunu yaparak aslında sen benim için değerlisin kıymetlisin mesajını verdiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Babam her pazar aksamı ev ahalisinin ayakkabılarını kapının girişine gazete sererek üstüne teker teker dizer, ayakkabıları bir güzel siler boyar, hazır ederdi. Aslında bu davranışı ile ev ahalisine sizi seviyorum, benim için önemlisiniz demek istiyordu. Şimdi daha iyi anlıyorum. Annem babam dışarda yemek yemez, yiyecek almak zorunda kalsalar kendileri için bunu bitirmez eve getirir ve bizimle bölüşürlerdi. Çok hoşuma giderdi, bizsiz Boğazlarından lokma geçmezdi, küçük bir simit dahi olsa bitirmezler eve getirirlerdi. Paylaşmayı, bölüşmeyi öğretirlerdi bize. Annem babam sinemadan ziyade tiyatroyu çok severler. Sinemaya gittiklerini hiç görmedim. bizi hep tiyatroya götürerek büyüttüler. İyi ki de götürmüşler hala gidiyorum ve tiyatronun zevk-i apayrı. Babam her okula gidişimde sabahları cebime fındık ceviz vs gibi kuruyemişleri cebime doldururdu. Ara ara atıştırırsın derdi. Her gün bu sahne tekrarlanırdı. “

 

” Ben küçükken çobandım. Okulda okuyacak kitap yoktu matematik hocamın karnemden dolayı aldığı kitaplık setini çobanlık yaparken ezberlemiştim ben kitap seti için matematik hocama hala dua ederim. “

 

” Ben ilkokul öğretmenimden bahsetmek istiyorum. 5 yıl boyunca birleştirilmiş sınıflı bir köy ilkokulunda okudum.Şartlar pek iyi olmadığından ve merkeze ulaşımı uzak bir köy olduğundan pek öğretmenler kalmak istemiyordu. Bir öğretmen geldi 4.sınıfta ve bildiğim herşeyi 5.sınıfa kadar o öğretti. Beni çok sever bana tiyatro yaptırırdı. Bendeki ilk rol kabiliyetini o keşfetmişti ama asıl unutamadığım bir gün beni yanına çağırdı ve sessizce Hakan İstanbul’da bir üstün zekalılar okulu açılıyormuş ben senin ismini yazmayı düşünüyorum her okuldan bir kişi sınava girecek ve onlar içerisinden seçecekler diye söylemişti. Bir zarf vermişti İzmirde sınava girecektim 17 Nisan 1993 Cumartesi günüydü sınav. Özal da aynı gün vefat etmişti. Sınava ve beni o yaşta İstanbul’a göndermeyi ailem hiç sıcak bakmadı. Doğrusu ben de istememiştim. O gün o öğretmen bana yapacağı en güzel şeyi yapmıştı.Ben ilk defa benden birşeyler olur diye o gün düşünmüştüm ve hala benim özgüvenimin temel yapı taşlarından biridir bu anı. “

 

” İlkokul 4 veya 5. sınıftaydım. Özel bir okulda okuyordum. Kantinde dururken kantinci abi masaların üzerinin ne kadar dağınık olduğundan falan yakınmıştı. Bende tamamen beklentisiz bir şekilde masaların üzerlerindekileri toplayı çöpe atmıştım. Abi bana teşekkür etti ve çikolatalı gofret (yanlış da hatırlıyor olabilirim ama bir çikolata cinsiydi) verdi. O gün çok mutlu olmuştum. Birine yaptığın karşılıksız iyiliğin nasılda mutlu ettiğini öğrendim o gün. Kendi sattığı şeyi bana bedava vermişti çünkü. “