Başarı nedir? Çok tanıdık bir soru değil mi? Bazılarınız, içinizden kıs kıs gülüyor bile olabilir. “Bu sorudan kolay ne var?” diye. “Başarmak işte”, “İstediğine ulaşmak”, “Hedefe varmak”… Bir açıdan da, böyle düşünmekte hatalı değilsiniz. Düşündüğünüz gibi, başarı elbette ki insanın yapmak istediğini yapabilmesi, koyduğu hedefe varabilmesini içerir. Fakat sadece bundan da ibaret değildir, çünkü başarı aslında kelime olarak üst kademe bir kelimedir. Bundan dolayı, ilk anda tek bir anlamı olan bir kelime gibi görünse de, aslında hiç de o kadar tek yönlü değildir. Bu açısını, içine birçok şey alan ve bağlandığında ortalığı düzende gösteren bir örtü hayal ederek düşünebilirsiniz. Bu imgede başarı, o örtü gibidir. Yüzeyde, sadece örtü gibi görünür, ama aslında içinde sakladığı birçok şey vardır.

Bu gerçeği daha iyi anlamak için, bir durun ve başarının ne olduğunu ilk önce kendinize bir sorun, sonra da hayatınızda sorduğunuz farklı kişileri bir düşünün. Aldığınız yanıtlar ne idi? Yorumlar ne idi? Düşünce akımına kendinizi bir bırakın… Çok geçmeden fark edeceksiniz ki, yanıtlar ve tanımlar aslında, içgüdünüzün ilk anda verdiği o, “Başarmak işte”, türünden yanıtlardan sadece farklı değil, başka insanların da verdiği yanıtlar birbirinden çok farklı. Mesela, sizin için: “Başarı İnsanlar tarafından fark edilmek” olabilir, ancak anneniz için “Başarı insanın gözlerinin parlaması, içinin ısınması” olabilir, amcanız için ise “Nobel ödülü almak” tır. Bu noktada da, aslında pek de kolay bir soru olmadığını düşünmeye başlarsınız… Yani, başka bir ifade ile “başarının tanımı” kolaydır, ama o “tanımın her bir bireye ne ifade ettiği” çok ama çok farklıdır.  Buna dayalı olarak: Başarı nedir? sorusuna verilecek daha doğru bir yanıt şu olabilir: “Tanımını mı soruyorsunuz, yoksa benim için ne ifade ettiğini mi?”

 

Başarı, “Başarmak işte” mi? yoksa...

 

Başarının sizin için ne İfade ettiğini belirlemeniz önemlidir

Golf sporu tarihinin belki en önemli isimlerinden olan Arnold Palmer’in çok değerli bir paylaşımı vardır. Bu paylaşımında Palmer şöyle der: “Başarı istenmediği yere gelmez”. Başka bir deyişle, nasıl yemek yemek için içimizde açlığımızı doyurma isteği olması gerekiyor ise, başarıyı tatmanın koşulu da onu istemektir. Bunun için de ilk adım, bizim için ne ifade ettiğini belirlemektir. Çünkü başarının tek başına hiç bir tadı yoktur, bize ifade ettiği o şeyin veya şeylerin tadı vardır. Belirlediğimiz anda da, Palmer’in ifade ettiği gibi, başarıyı artık istemişizdir ve ancak bu noktada sahiplenebilme unsuru sahneye girmiştir, öncesinde değil. Başarılı olmadığımız hissettiğimiz anlarda bu konuda bir yol göstericidir aslında. Çünkü birçok zaman bu hisler başarılı olamadığımız veya olmadığımızdan kaynaklanmamaktadır. Aslında, o uğraştığımız başarının bizim tanımımızdaki başarı değil de, başka “birilerinin” başarı tanımları olduğundan kaynaklanmaktadır.

Başarının benim için anlamı hâlâ aynı mı, yoksa değişti mi?

Başarının bizim için ne ifade ettiğini belirlemenin önemi kadar, bu ifadenin yaşımız ilerledikçe, bilgimiz arttıkça ve ortamlarımız değiştikçe değişebileceğini bilmemiz de önemlidir, çünkü bazen de başarılı olamadığımız ve olmadığımız hissi, başkalarının başarıya olan tanımlarını yaşattığımızdan değil de, bizim için artık başarı, “aynı şeyi ifade etmediğinden” kaynaklanmaktadır.

 

Başarı, “Başarmak işte” mi? yoksa...

 

Bunu Malcolm Gladwell’in Outliers kitabında geçen bir araştırma verisi üzerinden düşünebiliriz. Bir anne hayal edin ve bu annenin ilk çocuğunu Amerika’da doğduğunu. Bu dönemde, bu anne için başarının anlamı, bu çocuğuna dört yaşına kadar sayıları 1’den 15’e kadar saymayı öğretmektir ve bunu başarır. Sonra yıllar geçer ve bu süreçte bu annenin Çin’e taşındığını ve ikinci çocuğunu da burada dünyaya getirdiğini hayal edin. Artık Çince de öğrenmiştir ve ikinci çocuğunun Çin’e daha kolay adapte olabilmesi için, onunla Çince konuşmaya karar vermiştir ve ikinci çocuğu da 4 yaşına kadar 15’e kadar saymayı öğrenir. Fakat ilginç bir şey fark eder; ilk çocuğu ile bunu başardığında yaşadığı o başarı duygusu kadar, bu ikinci çocuğunda o başarı duygusunu yaşamamıştır. Peki neden?…

Araştırmalara göre, İngilizce’ de sayılar daha uzun hecelidir ve bundan dolayı da, araştırmacılar 4 yaşında İngilizce konuşan çocukların 15’e kadar saymalarının gerçekten büyük bir başarı olarak görmektedir. Hâlbuki Çince’ de sayıların dili çok daha kısa hecelidir. Örneğin, İngilizce’ de yedi sayısı “seven” iken, Çince’ de yedi sayısı sadece “qi”dir. Bundan dolayı da, çocuklar sayıları saymayı çok daha çabuk öğrenebilmektedirler. Hatta araştırmacılara göre, 4 yaşında Çince konuşan bir çocuk, 15’e kadar değil de, 40’a kadar sayabilmektedir. Yani, anne dilden gelen bu sayılardaki farkı bilse idi ve bunun üzerine, başarı tanımını tekrar değerlendirip, ikinci çocuğuna 40’a kadar saymayı öğretmeyi kendi için başarı olarak belirlese idi, muhtemelen ilk çocuğunda yaşadığı o başarı duygusu kadar, ikinci çocuğunda da o başarı duygusunu yaşayabilecekti.

Kısacası, aklımıza geldikçe “Başarı benim için ne demek? Hâlâ o mu demek?” türünden sorular yöneltmeyi unutuyor isek, en azından liseden üniversiteye geçiş, bekârlıktan evliliğe geçiş, bir ülkeden başka bir ülkeye taşınma türünden, hayatımızın büyük evrelerinde bunu yapmak özellikle önemlidir, çünkü büyük olasılıkla değişkenlik gösterecek ve başarılarımızdan aldığımız haz duygularımızı etkileyecektir.

Gelecek yazımda, başarıya verdiğimiz tanım ile okuldaki başarının tanımı üzerine yazıyor olacağım.

Psk. Kadriye Slocum İnce

İstanbul Şehir Üniversitesi Psikoloji Bölümünden okul birincisi olarak mezun olmuştur. Halen İstanbul Üniversitesi, Uygulamalı Psikoloji tezli yüksek lisans programına devam etmektedir.

TÜM YAZILARI

Diğer Blog Yazıları